Cengiz Çetik’ten Göğe Çekilmiş Bir Millî Hafıza Şiiri: "Göğe Çekilmiş Yara"
Cengiz Çetik’ten Göğe Çekilmiş Bir Millî Hafıza Şiiri: "Göğe Çekilmiş Yara"
SEÇKİNHABERTV- Edebiyat dünyasına kazandırdığı nitelikli eserlerle tanınan yazar ve şair Cengiz Çetik, milli hissiyatı ve tarihsel derinliği yüksek yeni şiiri "Göğe Çekilmiş Yara" ile okurlarını selamlıyor.
SEÇKİNHABERTV- Edebiyat dünyasına kazandırdığı nitelikli eserlerle tanınan yazar ve şair Cengiz Çetik, milli hissiyatı ve tarihsel derinliği yüksek yeni şiiri "Göğe Çekilmiş Yara" ile okurlarını selamlıyor.
SEÇKİNHABERTV- Edebiyat dünyasına kazandırdığı nitelikli eserlerle tanınan yazar ve şair Cengiz Çetik, milli hissiyatı ve tarihsel derinliği yüksek yeni şiiri "Göğe Çekilmiş Yara" ile okurlarını selamlıyor.
Şiir, Türk bayrağını yalnızca sembolik bir kumaş olarak değil; Çanakkale'den Dumlupınar'a, Malazgirt'ten Sakarya'ya uzanan köklü bir bağımsızlık mücadelesinin, şehitlerin ve gazilerin hatırasıyla yoğrulmuş ortak bir kader olarak ele alıyor. Malazgirt’ten Cumhuriyet’e uzanan tarihsel hafızayı ve Atatürk’ün Samsun’a çıkışıyla şekillenen bağımsızlık iradesini imgesel bir dille işleyen Çetik; madenci ellerinden köy okullarındaki çocuklara kadar toplumun tüm kesimlerini aynı kutsal değer etrafında buluşturuyor.
Vatan sevgisini, direnişi ve millet olma bilincini derin sarsıcı imgelerle harmanlayan "Göğe Çekilmiş Yara", okuyuculara hem coşkulu hem de tefekkür dolu bir edebî ziyafet sunuyor.
Göğe Çekilmiş Yara
Göğe çekilmiş bir yara gibisin bayrağım…
Bir ucun Çanakkale’de soğur hâlâ,
Bir ucun Dumlupınar’da kor gibi yanar.
Rüzgâr değince yalnız kumaş ürpermez sende;
Bir milletin nabzı değişir göğün ortasında.
Sessiz bir akşamda baktım sana.
Göğün alnına çakılmış eski bir yemin gibiydin.
Kırmızında susturulmuş ağıtlar,
Beyazında sabaha kadar ölmemeye direnen umut vardı.
Sen dalgalanınca
Gökyüzü bile toparlanır kendine.
Dağlar omzunu doğrultur karanlığa karşı,
Denizler zincirini dişleriyle kırar.
Çünkü sen,
Bir milletin tarihe attığı
Silinmez imzasın.
Malazgirt’te atların ayak sesinden doğdun sen,
Sakarya’da barutla yoğruldun,
Çanakkale’de toprağa düşen çocukların
Kapanmayan gözlerinde büyüdün.
Dumlupınar’da ise
Yıkılmış bir milletin küllerinden
Ayağa kalkmayı yeniden öğrendin.
Ey al bayrak…
Bazen hudutta ayaz yiyen bir nefersin,
Bazen kurşun sesleri arasında
Memleketini avuçlarında saklayan asker.
Bazen de köy okulunda
Titrek sesiyle İstiklâl Marşı okuyan bir çocuğun
Kalbine ilk defa giren vatansın.
Sen dalgalanınca
Toroslar daha sert basar gölgesini ovaya,
Karadeniz kayalara değil, tarihe çarpar,
Ege’nin rüzgârı tuz değil hasret taşır kıyılara.
Çünkü bu toprağın taşı da tanır seni,
Yağmurdan sonra ağırlaşan toprak da…
Bir zeytin ağacı seni rüzgârdan önce bilir,
Bir bozlak seni türküler doğmadan çağırır.
Atatürk baktı sana Samsun ufkundan.
Yorgun bir milletin küllerini avuçladı,
Sonra senden yeni bir kader dikti göğe.
Ve o gün anladı bu halk:
Bağımsızlık;
Toprağa sahip olmak değil yalnız,
Kendi sesini
Başka milletlerin gölgesine eğmeden yaşayabilmektir.
Sen;
Maden karası ellerin susmayan direnci,
Tarlada çatlayan alınların sabrı,
Tersanelerde demire vurulan ekmek sesisin.
Türk olmak burada
Bir isim taşımak değil;
Aynı yaranın sızısını
Birbirinin kalbinde duyabilmektir.
Ve biliriz…
Bir millet bayrağını kaybederse
Önce gökyüzü yetim kalır,
Sonra ezanların sesi üşür minarelerde,
Sonra çocuklar tarihini değil,
Yalnızca yenilgiyi ezberler.
O yüzden ey nazlı bayrak…
Dalgalan.
Yalnız göndere çekilmiş bir kumaş gibi değil;
Bir milletin alnında taşınan kader gibi dalgalan.
Denizler kadar derin,
Bozkırlar kadar sabırlı,
Dağlar kadar mağrur dalgalan.
Çünkü sen yere düşersen
Sadece bir bayrak düşmez—
Tanrı’nın önünde eğilmemiş bir milletin
Göğe kaldırdığı son baş düşer.
Cengiz Çetik
Antalya HABERİ
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
