Gazanfer ERYÜKSEL- Yazar/Müzisyen
Köşe Yazarı
Gazanfer ERYÜKSEL- Yazar/Müzisyen
 

GAZİ SAVAŞ MUHABİRİ COŞKUN ARAL

Yaşamla ölümün örtüşüp de ayrışması... “Hayatım boyunca,” der Coşkun Aral, “burun buruna olduğum iki gerçek, savaş meydanlarında geçen on yıllardır.” Gazeteciliğe başladığı yıllarda (1974 sonrası) Türkiye’de “sağ-sol” çatışması vardır ve kendisini birden iç savaşın hüküm sürdüğü Lübnan’da bulur. “Lübnan benim savaş üniversitem olacaktı,” der. Ölüm-yaşam sarmalında geçen günler ve yıllar içinde, yaşananların nedenini niçinini sorgulamaya çalışsa da sonunda insanlığın çıldırmaya başladığını düşünecektir. Lübnan, Afganistan, İran, Irak, Filipinler… Afrika, Asya, Avrupa, Amerika… Coğrafyalar değişse de karşısına çıkan hep aynı karelerdir. “Tüm fotoğraflarıma,” der Coşkun Aral, “bu anlamsız ölümler karşısında afallamış, şaşırmış, hissizleşmiş, katranlanmış gözbebeklerimin yansıması işte bu yüzdendir.” Ve sorar kendine o yanıtsız soruyu: “İnsan; çare varken çaresizliği, bilim varken hurafeyi, yaşamak ve yaşatmak varken ölmeyi ve öldürmeyi neden seçer?” Gezginler; merak katsayısı yüksek, yolun ve yolculuğun sürprizlerine her an hazır kişilerdir. Hele savaş muhabiri iseniz bu sürpriz katsayısı daha da artar. Gezginliği taçlandıran ise günlük tutulması veya dönüşte o anıların kaleme alınmış olmasıdır. 20. yüzyılın savaş muhabirleri ise tam anlamıyla kelle koltukta gezen gezginlerdir. Ortalama bir insanın, üste para verseniz gitmeyeceği yerlerdir ateş hatlarındaki cepheler. Onlar, ateş hatlarının silahsız gezginleridir. Fotoğraf makineleri ise yaşananları zapturapt altına almanın günce notlarıdır. Coşkun Aral, “İmkânsız Coğrafyalar” adlı kitabında, gazeteciliğe başladığı 1974 yılından itibaren okurlarını heyecan katsayısı yüksek, soluk soluğa okunan bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap bittiğinde, kendinizi birkaç polisiye roman okumuş gibi hissediyorsunuz. 20. yüzyılın son çeyreği ile 21. yüzyılın başlarını içeren bu yolculuğa hazır mısınız? O yılları yaşayanlar için medyada okuyup gördüklerinin perde arkasına; yaşamayan genç kuşaklar için ise yakın tarihin saklı defterlerine yapılan bir yolculuk bu... Coşkun Aral’ın Yaşamında Ufuk Turu Coşkun Aral, 1977 yılı kanlı 1 Mayıs olaylarında çektiği fotoğraflarla, Sipa Press Ajansı aracılığıyla adını ilk kez dünyaya duyurmuştur. Bu olaya ilişkin fotoğrafları Time ve Newsweek dergilerinde de yer almıştır. Bunu izleyen yıllarda Sipa Ajansı’nın Türkiye muhabirliğini üstlenecektir. Ayrıca Türk basınında da Türk Haberler Ajansı, Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde serbest gazeteci olarak çalışmıştır. 1980 yılında ilk defa Sipa Press Ajansı adına Türkiye dışında görev alır. Polonya’daki ünlü Gdansk Grevi, İran ve Irak olaylarına ilişkin çalışmalarıyla uluslararası platformda adını duyurur. 12 Eylül 1980 darbesine dair daha önce yaptığı arşiv çalışmaları; ünlü Newsweek ve L’Express dergilerinin kapaklarında, ayrıca yüzlerce uluslararası derginin sayfalarında yayımlanır. 14 Ekim 1980 günü kaçırılan bir uçakta, dünyada ilk kez hava korsanlarıyla bir röportaj gerçekleştirerek Türk ve dünya basınında geniş yankı uyandırır. Bu başarısıyla Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde önemli ödüllere değer bulunur. 1980 yılından başlayarak sürekli olarak Lübnan, İran, Irak, Afganistan, Kuzey İrlanda, Çad ve Uzak Doğu’da meydana gelen savaşları görüntüler. 1986 yılında fotoğrafa ilaveten, Türkiye’de 32. Gün adına başlattığı savaş TV muhabirliğini 20 yıl boyunca sürdürür. Yapım ve yönetmenliğini üstlendiği "Haberci" programı, Türkiye’nin yanı sıra uluslararası TV kanallarında da yayınlanır. Coşkun Aral, Türkiye’nin ilk bilgi ve belge kanalı İz TV’nin kurucularındandır. 2006 yılında Avrupa’da verilen Hot Bird TV Ödülleri’nden bir mansiyonla dönen İz TV, 2007’de belgesel dalında büyük ödüle değer görülür. 2012 yılında ODTÜ Senatosu kararı uyarınca mesleğinde "Üstün Hizmet Ödülü"ne layık bulunur. Coşkun Aral, 2018 yılında YouTube üzerinde “Coşkun Aral Anlatıyor” markasıyla yayına başlar. 2019 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından fahri doktora payesiyle onurlandırılır. 11 Ocak 2020 tarihinde yayın hayatına başlayan Habitat TV’nin kurucuları arasında yer alır. 2023 yılında Altın Safran Belgesel Film Festivali’nde “Belgesel Sinema Emek Ödülü” ve aynı yıl Türkiye Foto Muhabirleri Derneği tarafından “Yaşam Boyu Onur Ödülü” ile taçlandırılır. Neden Gazi Savaş Muhabiri? 14 Haziran 1985’e gelindiğinde Lübnan’daki iç savaş şekil değiştirir. O güne kadar birbirine silah doğrultan Hizbullah ile Emel örgütü, İsrail hapishanelerinde tutulan yüzlerce Şii Müslüman’ın serbest bırakılması amacıyla ortaklaşa bir eylem gerçekleştirir. Dünyanın dikkatini çekecek bir uçak kaçırma eylemi planlanmıştır. Atina’dan Roma’ya giden Amerikan Trans World Airlines’a (TWA) ait 139 yolculu ve 8 mürettebatlı 847 sefer sayılı uçak kaçırılarak Beyrut Havalimanı’na indirilir. Haberi duyan tüm muhabirler havalimanına akın etmiştir. Hava korsanları Beyrut’ta yakıt ikmali yapıp bazı yolcuları serbest bıraktıktan sonra Cezayir’e giderler. Cezayir’de de bazı yolcular serbest bırakılır ve uçak tekrar Beyrut Havalimanı’na döner. Uçaktaki Amerikalı bir denizci dövülerek öldürülür ve cansız bedeni havalimanının apronuna atılır. Yolcular arasında Yahudi olanlar ile adı Yahudi ismini andıranlar rehin tutulmaktadır. Amerikalılarla rehine pazarlığı tam 17 gün sürer. Tüm bu süre boyunca muhabirler havalimanında yatıp kalkarak olan biteni takip ederler. 30 Haziran 1985’te tüm yolcular serbest bırakılır. Serbest kalanlar arasında ünlü şarkıcı Demis Roussos da vardır. Sipa Press, ellerindeki objektiflerin yetersiz olduğunu düşünerek bölgeye gelen başka bir basın ekibiyle Coşkun Aral'a 800 mm’lik özel bir objektif göndermiştir. Bir metre boyunda, netliği gemi dümenine benzeyen bir sistemle yapılabilen ve iki kişinin ancak taşıyabileceği devasa bir objektiftir bu. Bu objektif sayesinde, uçağın kaçırılmasından sonra aşağı inip ellerindeki Kalaşnikoflarla hava atan korsanların neredeyse portrelerini çekmek mümkündür. Sıcaktan yüzündeki kar maskesini çıkaran bir korsan, elindeki dürbünle iki gazetecinin konuşlandığı terasa bakarken Coşkun Aral ile meslektaşı Alfred’i tanır. Bu durum, o özel objektif sayesinde fark edilir ve hayatlarını değiştirecek önemli bir olayın da başlangıcı olur. Korsanın uçaktan dürbünle bakıp tanıdığı kişiler, Güney Lübnan’ın İsrail işgalinden kurtarıldığı günlerde cephede birlikte oldukları Şii milislerdir. Şii milis; Coşkun Aral’ı “Ebu Osmani”, Alfred’i ise “Ebu İrani” diye çağırmaktadır. Ertesi gün terasa kahvaltı malzemeleriyle onları ziyarete gelecek kadar da rahattır; zira onu Lübnan Havalimanı’nda kimse tanıyamamıştır. Onlara olan güveninin sebebi ise cephede İsrail’e karşı birlikte ölüm riskini paylaşmış olmalarıdır. Bu güvene dayanarak, uçağın içinde çekim yapıp yapamayacaklarını sorarlar. Milis, kendilerine film verilirse bunu deneyebileceğini söyler. Coşkun Aral da Alfred de heyecanlı bir bekleyişe girerler; çünkü uçak kaçırma olayı dünya gündeminin birinci sırasındadır. Korsanlardan birinin onları ziyarete gelmesi ise dünya çapında bir risktir. Hatırlanacağı üzere, bu olaydan beş yıl önce yine kaçırılan bir uçakta korsanlarla yaptığı röportaj, Coşkun Aral’ın meslek hayatının en büyük kırılma noktası olmuştur. (1980 yılında yaşanan bu uçak kaçırma olayının ayrıntılı hikâyesini "İmkânsız Coğrafyalar" kitabının 39-54. sayfalarında okuyabilirsiniz.) Derken, pistin hemen yanındaki Filistin kampından açılan ateş sonucu, eylemin düzenleyicisi olduğu söylenen bir Şii milis hayatını kaybeder. Öldürülen milis için uçağın hemen yanında bir cenaze töreni düzenlenecektir. Dünya basınının gözleri önünde uçağın yanına bir top arabası getirilir. Olayları terastan izleyen bütün basın mensupları, cenaze törenini takip etmek için piste inerler. Tabut top arabasına yerleştirilir, dini tören başlar ve ne olduysa tam o anda olur. Kalabalıkta büyük bir itiş kakış yaşanır; dengesini kaybedip düşen Coşkun Aral kendini top arabasının altında bulur. Aynı anda tabutun üstüne kapanan bir milis de top arabasının hareketiyle yere kapaklanır. Top arabası, Coşkun Aral'ın önce boylu boyunca sol bacağının, ardından da sağ ayak topuğunun üstünden geçer; düşen milisin ise karnının üzerinden... Coşkun Aral can acısıyla öyle bir feryat eder ki etrafındaki kalabalık hemen açılır. Aral ve ağır yaralı milis, bir arabanın bagajında acilen Beyrut Amerikan Hastanesine götürülür. Yanında ise Time adına çalışan yerel bir muhabir vardır. Hastane girişinde sedyede yatarken onu gören ilk doktor, sağ bacağının ampute edilmesi (kesilmesi) gerektiğini söyler. Coşkun Aral beyninden vurulmuşa döner; zira bacağının kesilmesi tüm meslek yaşamının sona ermesi demektir. Hemen ameliyata alacakları sırada bekleyip bekleyemeyeceklerini sorar. Gelen cevap olumsuzdur; hastanede yapılacak tek şey bacağın kesilmesidir ancak yurt dışına gönderilme olanağı varsa bacak kurtulabilir. Neyse ki Sipa Press aracılığıyla Time’a çalıştığı için bir umut ışığı doğar. Time sorumlusunun hastaneye gelmesiyle, o gece özel bir seferle Paris’e götürüleceğini öğrendiğinde büyük bir sevinç yaşar. Ancak bir de kötü haber vardır: Sipa Press ve Newsweek adına birlikte çalıştığı yakın arkadaşı Alfred kaçırılmıştır. O gece Larnaka aktarmalı Paris uçağına bindiğinde, yaralanma haberi hem Türkiye’de hem de dünyada çoktan flaş haber olmuştur. Onu Paris’te usta gazeteci Gökşin Sipahioğlu karşılar ve hemen Paris’teki Amerikan Hastanesi’ne naklini sağlar. Orada yapılan ilk müdahale ve birkaç günlük özel bir tedavinin ardından bacağı ve topuğu kesilmekten kurtarılır. Yeniden ayağa kalkması ise hayli uzun süren fizik tedavi süreçlerini gerektirir. Elbette kalıcı hasarlar kalmıştır ancak yeniden yürüyebildiği için kendisini şanslı hisseder. Coşkun Aral’ın Lübnan için “Benim savaş üniversitem” demesinin arkasındaki en büyük yaşanmışlık, işte bu zorlu ve gazi olduğu süreçtir. Gazanfer Eryüksel
Ekleme Tarihi: 06 Haziran 2026 -Cumartesi

GAZİ SAVAŞ MUHABİRİ COŞKUN ARAL

Yaşamla ölümün örtüşüp de ayrışması... “Hayatım boyunca,” der Coşkun Aral, “burun buruna olduğum iki gerçek, savaş meydanlarında geçen on yıllardır.”

Gazeteciliğe başladığı yıllarda (1974 sonrası) Türkiye’de “sağ-sol” çatışması vardır ve kendisini birden iç savaşın hüküm sürdüğü Lübnan’da bulur. “Lübnan benim savaş üniversitem olacaktı,” der.

Ölüm-yaşam sarmalında geçen günler ve yıllar içinde, yaşananların nedenini niçinini sorgulamaya çalışsa da sonunda insanlığın çıldırmaya başladığını düşünecektir. Lübnan, Afganistan, İran, Irak, Filipinler… Afrika, Asya, Avrupa, Amerika… Coğrafyalar değişse de karşısına çıkan hep aynı karelerdir.

“Tüm fotoğraflarıma,” der Coşkun Aral, “bu anlamsız ölümler karşısında afallamış, şaşırmış, hissizleşmiş, katranlanmış gözbebeklerimin yansıması işte bu yüzdendir.” Ve sorar kendine o yanıtsız soruyu: “İnsan; çare varken çaresizliği, bilim varken hurafeyi, yaşamak ve yaşatmak varken ölmeyi ve öldürmeyi neden seçer?”

Gezginler; merak katsayısı yüksek, yolun ve yolculuğun sürprizlerine her an hazır kişilerdir. Hele savaş muhabiri iseniz bu sürpriz katsayısı daha da artar. Gezginliği taçlandıran ise günlük tutulması veya dönüşte o anıların kaleme alınmış olmasıdır.

20. yüzyılın savaş muhabirleri ise tam anlamıyla kelle koltukta gezen gezginlerdir. Ortalama bir insanın, üste para verseniz gitmeyeceği yerlerdir ateş hatlarındaki cepheler. Onlar, ateş hatlarının silahsız gezginleridir. Fotoğraf makineleri ise yaşananları zapturapt altına almanın günce notlarıdır.

Coşkun Aral, “İmkânsız Coğrafyalar” adlı kitabında, gazeteciliğe başladığı 1974 yılından itibaren okurlarını heyecan katsayısı yüksek, soluk soluğa okunan bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap bittiğinde, kendinizi birkaç polisiye roman okumuş gibi hissediyorsunuz. 20. yüzyılın son çeyreği ile 21. yüzyılın başlarını içeren bu yolculuğa hazır mısınız? O yılları yaşayanlar için medyada okuyup gördüklerinin perde arkasına; yaşamayan genç kuşaklar için ise yakın tarihin saklı defterlerine yapılan bir yolculuk bu...

Coşkun Aral’ın Yaşamında Ufuk Turu

Coşkun Aral, 1977 yılı kanlı 1 Mayıs olaylarında çektiği fotoğraflarla, Sipa Press Ajansı aracılığıyla adını ilk kez dünyaya duyurmuştur. Bu olaya ilişkin fotoğrafları Time ve Newsweek dergilerinde de yer almıştır. Bunu izleyen yıllarda Sipa Ajansı’nın Türkiye muhabirliğini üstlenecektir. Ayrıca Türk basınında da Türk Haberler Ajansı, Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde serbest gazeteci olarak çalışmıştır.

1980 yılında ilk defa Sipa Press Ajansı adına Türkiye dışında görev alır. Polonya’daki ünlü Gdansk Grevi, İran ve Irak olaylarına ilişkin çalışmalarıyla uluslararası platformda adını duyurur. 12 Eylül 1980 darbesine dair daha önce yaptığı arşiv çalışmaları; ünlü Newsweek ve L’Express dergilerinin kapaklarında, ayrıca yüzlerce uluslararası derginin sayfalarında yayımlanır.

14 Ekim 1980 günü kaçırılan bir uçakta, dünyada ilk kez hava korsanlarıyla bir röportaj gerçekleştirerek Türk ve dünya basınında geniş yankı uyandırır. Bu başarısıyla Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde önemli ödüllere değer bulunur. 1980 yılından başlayarak sürekli olarak Lübnan, İran, Irak, Afganistan, Kuzey İrlanda, Çad ve Uzak Doğu’da meydana gelen savaşları görüntüler.

1986 yılında fotoğrafa ilaveten, Türkiye’de 32. Gün adına başlattığı savaş TV muhabirliğini 20 yıl boyunca sürdürür. Yapım ve yönetmenliğini üstlendiği "Haberci" programı, Türkiye’nin yanı sıra uluslararası TV kanallarında da yayınlanır.

Coşkun Aral, Türkiye’nin ilk bilgi ve belge kanalı İz TV’nin kurucularındandır. 2006 yılında Avrupa’da verilen Hot Bird TV Ödülleri’nden bir mansiyonla dönen İz TV, 2007’de belgesel dalında büyük ödüle değer görülür.

2012 yılında ODTÜ Senatosu kararı uyarınca mesleğinde "Üstün Hizmet Ödülü"ne layık bulunur.

Coşkun Aral, 2018 yılında YouTube üzerinde “Coşkun Aral Anlatıyor” markasıyla yayına başlar. 2019 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından fahri doktora payesiyle onurlandırılır. 11 Ocak 2020 tarihinde yayın hayatına başlayan Habitat TV’nin kurucuları arasında yer alır. 2023 yılında Altın Safran Belgesel Film Festivali’nde “Belgesel Sinema Emek Ödülü” ve aynı yıl Türkiye Foto Muhabirleri Derneği tarafından “Yaşam Boyu Onur Ödülü” ile taçlandırılır.

Neden Gazi Savaş Muhabiri?

14 Haziran 1985’e gelindiğinde Lübnan’daki iç savaş şekil değiştirir. O güne kadar birbirine silah doğrultan Hizbullah ile Emel örgütü, İsrail hapishanelerinde tutulan yüzlerce Şii Müslüman’ın serbest bırakılması amacıyla ortaklaşa bir eylem gerçekleştirir. Dünyanın dikkatini çekecek bir uçak kaçırma eylemi planlanmıştır. Atina’dan Roma’ya giden Amerikan Trans World Airlines’a (TWA) ait 139 yolculu ve 8 mürettebatlı 847 sefer sayılı uçak kaçırılarak Beyrut Havalimanı’na indirilir. Haberi duyan tüm muhabirler havalimanına akın etmiştir.

Hava korsanları Beyrut’ta yakıt ikmali yapıp bazı yolcuları serbest bıraktıktan sonra Cezayir’e giderler. Cezayir’de de bazı yolcular serbest bırakılır ve uçak tekrar Beyrut Havalimanı’na döner. Uçaktaki Amerikalı bir denizci dövülerek öldürülür ve cansız bedeni havalimanının apronuna atılır. Yolcular arasında Yahudi olanlar ile adı Yahudi ismini andıranlar rehin tutulmaktadır. Amerikalılarla rehine pazarlığı tam 17 gün sürer. Tüm bu süre boyunca muhabirler havalimanında yatıp kalkarak olan biteni takip ederler. 30 Haziran 1985’te tüm yolcular serbest bırakılır. Serbest kalanlar arasında ünlü şarkıcı Demis Roussos da vardır.

Sipa Press, ellerindeki objektiflerin yetersiz olduğunu düşünerek bölgeye gelen başka bir basın ekibiyle Coşkun Aral'a 800 mm’lik özel bir objektif göndermiştir. Bir metre boyunda, netliği gemi dümenine benzeyen bir sistemle yapılabilen ve iki kişinin ancak taşıyabileceği devasa bir objektiftir bu. Bu objektif sayesinde, uçağın kaçırılmasından sonra aşağı inip ellerindeki Kalaşnikoflarla hava atan korsanların neredeyse portrelerini çekmek mümkündür. Sıcaktan yüzündeki kar maskesini çıkaran bir korsan, elindeki dürbünle iki gazetecinin konuşlandığı terasa bakarken Coşkun Aral ile meslektaşı Alfred’i tanır. Bu durum, o özel objektif sayesinde fark edilir ve hayatlarını değiştirecek önemli bir olayın da başlangıcı olur.

Korsanın uçaktan dürbünle bakıp tanıdığı kişiler, Güney Lübnan’ın İsrail işgalinden kurtarıldığı günlerde cephede birlikte oldukları Şii milislerdir. Şii milis; Coşkun Aral’ı “Ebu Osmani”, Alfred’i ise “Ebu İrani” diye çağırmaktadır. Ertesi gün terasa kahvaltı malzemeleriyle onları ziyarete gelecek kadar da rahattır; zira onu Lübnan Havalimanı’nda kimse tanıyamamıştır. Onlara olan güveninin sebebi ise cephede İsrail’e karşı birlikte ölüm riskini paylaşmış olmalarıdır. Bu güvene dayanarak, uçağın içinde çekim yapıp yapamayacaklarını sorarlar. Milis, kendilerine film verilirse bunu deneyebileceğini söyler. Coşkun Aral da Alfred de heyecanlı bir bekleyişe girerler; çünkü uçak kaçırma olayı dünya gündeminin birinci sırasındadır. Korsanlardan birinin onları ziyarete gelmesi ise dünya çapında bir risktir. Hatırlanacağı üzere, bu olaydan beş yıl önce yine kaçırılan bir uçakta korsanlarla yaptığı röportaj, Coşkun Aral’ın meslek hayatının en büyük kırılma noktası olmuştur. (1980 yılında yaşanan bu uçak kaçırma olayının ayrıntılı hikâyesini "İmkânsız Coğrafyalar" kitabının 39-54. sayfalarında okuyabilirsiniz.)

Derken, pistin hemen yanındaki Filistin kampından açılan ateş sonucu, eylemin düzenleyicisi olduğu söylenen bir Şii milis hayatını kaybeder. Öldürülen milis için uçağın hemen yanında bir cenaze töreni düzenlenecektir. Dünya basınının gözleri önünde uçağın yanına bir top arabası getirilir. Olayları terastan izleyen bütün basın mensupları, cenaze törenini takip etmek için piste inerler. Tabut top arabasına yerleştirilir, dini tören başlar ve ne olduysa tam o anda olur. Kalabalıkta büyük bir itiş kakış yaşanır; dengesini kaybedip düşen Coşkun Aral kendini top arabasının altında bulur. Aynı anda tabutun üstüne kapanan bir milis de top arabasının hareketiyle yere kapaklanır. Top arabası, Coşkun Aral'ın önce boylu boyunca sol bacağının, ardından da sağ ayak topuğunun üstünden geçer; düşen milisin ise karnının üzerinden...

Coşkun Aral can acısıyla öyle bir feryat eder ki etrafındaki kalabalık hemen açılır. Aral ve ağır yaralı milis, bir arabanın bagajında acilen Beyrut Amerikan Hastanesine götürülür. Yanında ise Time adına çalışan yerel bir muhabir vardır. Hastane girişinde sedyede yatarken onu gören ilk doktor, sağ bacağının ampute edilmesi (kesilmesi) gerektiğini söyler. Coşkun Aral beyninden vurulmuşa döner; zira bacağının kesilmesi tüm meslek yaşamının sona ermesi demektir. Hemen ameliyata alacakları sırada bekleyip bekleyemeyeceklerini sorar. Gelen cevap olumsuzdur; hastanede yapılacak tek şey bacağın kesilmesidir ancak yurt dışına gönderilme olanağı varsa bacak kurtulabilir.

Neyse ki Sipa Press aracılığıyla Time’a çalıştığı için bir umut ışığı doğar. Time sorumlusunun hastaneye gelmesiyle, o gece özel bir seferle Paris’e götürüleceğini öğrendiğinde büyük bir sevinç yaşar. Ancak bir de kötü haber vardır: Sipa Press ve Newsweek adına birlikte çalıştığı yakın arkadaşı Alfred kaçırılmıştır.

O gece Larnaka aktarmalı Paris uçağına bindiğinde, yaralanma haberi hem Türkiye’de hem de dünyada çoktan flaş haber olmuştur. Onu Paris’te usta gazeteci Gökşin Sipahioğlu karşılar ve hemen Paris’teki Amerikan Hastanesi’ne naklini sağlar. Orada yapılan ilk müdahale ve birkaç günlük özel bir tedavinin ardından bacağı ve topuğu kesilmekten kurtarılır. Yeniden ayağa kalkması ise hayli uzun süren fizik tedavi süreçlerini gerektirir. Elbette kalıcı hasarlar kalmıştır ancak yeniden yürüyebildiği için kendisini şanslı hisseder.

Coşkun Aral’ın Lübnan için “Benim savaş üniversitem” demesinin arkasındaki en büyük yaşanmışlık, işte bu zorlu ve gazi olduğu süreçtir.

Gazanfer Eryüksel

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift bets10.buzz taraftarium24 taraftarium24 islami chat islami sohbetler