Bölüm 4'ün devamı
Antalya gibi inanılmaz geniş bir coğrafyada yürüttüğü tarih ve kültür çalışmalarından elde ettiği bilgi ve belgeleri, 1979’dan 2009 yılına kadar Akdeniz Üniversitesi’nin çeşitli bölümlerinde öğretim görevlisi olarak verdiği derslerde öğrencileriyle paylaşmıştır.
1995 yılından itibaren Akdeniz Atılım, Sabah Akdeniz ve Cumhuriyet gazetelerinin Akdeniz eklerinde tarih bilincine katkı sunan köşe yazılarını okuyucularla buluşturmuştur.
Bununla da yetinmez; köşe yazılarından oluşan bir seçki kitabı yayımlar: “Damdaki Deve Sürüsü.”
Antalya gibi bir turizm kentinde, yörenin tarihi ve kültürünün turistlere disiplin içinde aktarılmasının gereğine inanan Giray Ercenk, 1990-1995 yılları arasında Profesyonel Turist Rehberleri Derneği’nin (REHBERANT) yönetim kurulu başkanlığı sırasında turizme katkı sunacak çalışmalara imza atmıştır.
Bu süreçte Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düzenlediği turist rehberliği kurs ve seminerlerinde;
- “Bölgenin Eski Yol Sistemi”
- “Anadolu Uygarlığı”
- “Anadolu Bilgeleri”
- “13. Yüzyıl Anadolu Aydınlanması”
- “Bölgenin Tarihi ve Coğrafyası”
konularında dersler vermiş, söyleşiler gerçekleştirmiştir.
2002-2004 yılları arasında Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) yönetim kurulu başkan vekilliği ve genel müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur.
Çağrıldığı her konferans ve panele karşılık beklemeden, yüksünmeden katılmış; konuşmacı olarak yer almıştır.
Artık bu süreçte elde ettiği bilgi ve belgelerin yanında insan hikâyeleri de derlenmiş; Prof. Dr. Metin Sözen’in ifadesiyle “Körfez Üçlemesi” olarak üç kitap halinde yayımlanmıştır.
Amatör bir hikâye anlatıcısı olarak, Finike’ye geldikleri günden bugüne tanıdığım ve hitap ettiğim şekliyle Giray Abeyi, dilimin döndüğünce, kalemimin izin verdiğince, yüreğimin yettiğince anlatmaya çalıştım. Yeterli olduğunu sanmıyorum.
Bu nedenle Giray Ercenk’i bir de bir akademisyenin bakış açısından tanımanızı istedim. Bunun için sözü Teke Eli kitabının önsözünü yazan Prof. Dr. Metin Sözen’e bırakıyorum.
Sayın Sözen önsözde şu ifadeleri kullanıyor:
“Giray Ercenk, doğu ucu Mersin’e, batı ucu Muğla’ya uzanan; kuzeyi Karaman, Konya, Isparta ve Burdur’la sınırlanan Antalya Körfezi’ni kaplayan 22 bin kilometrekare genişliğindeki Antalya il coğrafyasını, her biri ayrı birer üretim ve yaşam havzası olan üç bölgeye ayırarak ele alır: doğu, kuzey ve batı...
Körfezin kuzeyi 2010 yılında ‘Döşemealtı’, doğusu 2015 yılında ‘Dağın Dili’ adlarıyla ATSO tarafından yayımlandı. ‘Teke Eli’ ise körfezin batısını kapsıyor.
Çok ayrıntılı olan ve kuşkusuz uzun zaman isteyen bu emeği yıllar önce vermeye başlayan Giray Ercenk’in bu üç ayrı çalışmasının, bütüncül bakıldığında ileride ‘Körfez Üçlemesi’ adıyla anılacağını düşünüyorum.
Bu büyük çaba ürününe ayrıntılı bakıldığında dikkatinin iki temel noktada toplandığı görülür: Birincisi bilimsel verilerin zenginliği; ikincisi ise geniş bir coğrafyanın özenle taranarak her noktasının adım adım ve tüm boyutlarıyla incelenmesi.
Yaşadığı topraklara saygının ve o topraklara özgü inceliklerin yitirilmemesi için çaba gösteren Giray Ercenk, yaşamının verdiği deneyimi ve birikimi göz önünde bulundurmuş; her bir başlığın bir bütünlük içinde sunulmasının sorumluluğunu yüklenmiştir. Hiçbir soru işaretine yer bırakmadan yaşadığı yeri anlatmanın sorumluluğu budur.”
Bana göre de;
Antalya’nın coğrafyasını, tarihini ve kültürel değerlerini ortaya çıkaran Giray Ercenk… Bu çabaya harcanmış bir hayattır.
Kitaplar tamamlanıp basımı ve dağıtımı gerçekleştirildikten sonra Giray Ercenk büyük bir sorumluluğun altından başarıyla çıkmıştır.
Döşemealtı’ndaki tarihi sarnıçların önünde verdiği Antalya tarihini ve kültürünü yazma sözünü de yerine getirmiştir.
Antalyalılardan ve çocuklarından ise bir isteği vardır.
2024 yılında iki oğlunu yanına alıp arabasıyla Döşemealtı’nda su sarnıçlarının bulunduğu yere gelir.
Ölsem artık gam yemem noktasına gelmiş olacak ki çocuklarına bir vasiyette bulunur:
— “Öldüğümde beni Döşemealtı Mezarlığı’nda, bu sarnıcı gören bir yere gömün.”
Çocukları şaşkındır; ne diyeceklerini bilemezler. Vasiyet sessizlik içinde kaybolur gider.
Aradan iki yıl geçer.
Bu kez karısını ve iki oğlunu yanına alarak yine aynı sarnıcın önüne gelir. Çocuklarının ve eşinin şaşkın bakışları altında sarnıcın etrafında bir tur atar. Ardından eşini ve çocuklarını yanına çağırır ve iki yıl önce çocuklarına söylediği vasiyetini eşinin yanında tekrarlar.
Bunun üzerine eşi tepki verir:
— “Giray, bırak bu düşünceleri. Ölümü nereden çıkardın? Kendini salma, bizi de üzme!”
Vasiyetini açıkladıktan yaklaşık üç ay sonra bir haber gelir:
Toroslardaki Yörük kültürü ve folkloru, arkeoloji, kent yaşamı ve kent ekonomisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Giray Ercenk, 14 Ocak 2026 Çarşamba günü Meltem Mahallesi’nde ikamet ettiği evinin 7’nci katındaki balkonundan düşerek ağır yaralanmıştır.
Olay sonrası bilinci açık şekilde Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Ercenk’in durumu ilk etapta umut vermiştir.
Uzun süredir vertigo (baş dönmesi) rahatsızlığıyla mücadele ettiği bilinen Giray Ercenk’in, düşme anında çevresine seslenebilmesi ve bilincinin açık olması yakınlarında umutlu bir bekleyişe neden olmuştur.
Ancak yoğun bakımda süren tedaviye rağmen olumlu bir gelişme sağlanamaz.
Beş gün sonra hastaneden gelen beklenmedik ölüm haberi ailesini, sevenlerini ve Antalya kamuoyunu yasa boğar.
68 yıl önce tanıdığım, o günden bugüne kendisini kendime örnek aldığım Giray abimin ölümünü duyduğumda boğazım düğümlendi, gözlerim yaşlandı.
Hayat dolu bir aydının ölümünü bir türlü kabullenemedim.
20 Ocak 2026 tarihinde Muratpaşa Camii’nde cenaze namazı kılınan Giray Ercenk, vasiyet ettiği gibi Odabaşı Mezarlığı’nda tarihi sarnıcı gören bir yerde toprağa verildi.
Araştırmacı yazar, tarihçi, değerli insan ve yakın dostum Giray Ercenk’i 81 yaşında kaybettik.
Üzüntümüz büyük.
Allah rahmet eylesin.
Yakınlarına sabır versin.
Devri daim olsun…
Başımız sağ olsun.
Işıklar içinde uyusun…
Mesut Karakoyunlu