Bir zamanlar CB sözcüsü olan ibrahim Kalın;
""Biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize yüz elli yıl modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı.
Artık kendi hikâyemizi yazma zamanıdır." demişti.
Bu hikayenin kalemi kılıç,
Hikayecisi de Diyanet İşleri Başkanı Zat...
Hikayenin ön sözünü Aya Sofya'nın Müze kısmının ibadete açıldığı gün yazdı, Atatürk'e lanet okuyarak, Cumhuriyet değerlerini yok sayarak.
Atatürk bu adamlara ne yapmış?
Cumhuriyet kurulmasaydı, Serv hayata geçmiş olsaydı hiçbir zaman oturamayacakları koltuklara oturabilmelerini sağlayacak bir ülke kurmuş. Karşıtlarına bile Cumhuriyette iktidar olma imkanı sağlamış.
Sonra ne yapmış?
Sabanı kılıçtan üstün tutarak, kalkınmanın ve refahın motoru olan üretimi kutsamış.
İlk 10 yılda, ülkeye özgü ve o günkü şartlara uygun karma ekonomik modelle; fabrikalar, demiryolları inşa etmiş. Bununla beraber bilimde, sanatta, kültürde ileri adımlar atmış. Sonuç olarak; inanılmaz bir kalkınma hikayesi gerçekleştirmiş, çağdaş dünyaya uyum sağlamış.
Böyle bir tecrübe yaşamış Türkiye Cumhuriyeti'ni yok sayarak, dünya uzayda cirit atarken, bu çağda, üretime dayalı modelleri dışlayarak, hem de kılıçla, fetihle yeni bir hikaye masalı anlatmak, olsa olsa toplumu kadırmaya, olabilecek tepkileri kırmaya dönük olabilir.
Gerçeküstü, fantezik kurgu filimlerinin bile bir mantığı vardır.
Kılıçla yazılacak bir hikayenin, değişen dünyada ne mantığı var ne de alıcısı, %5 kitlesi olan tarikat ve cemaetler dışında...
Demokrasi böyle bir şey işte! azınlığın bile iktidara gelmesine izin veriyor, her ilacın bir yan etkisi olduğu gibi...
Mesut Karakoyunlu