"Kalbimizin üstüne oturan bu acı nedir böyle?" diye soruyoruz feryat figan. Ama biliyoruz ki bu günler bir günde gelmedi. Sessizce, gizlice de gelmedi; bağıra bağıra, göz göre göre geldi. Bizler insaniyeti savunduğumuz için kalem oynatırken, birileri sadece "siyaset yapıyoruz" sandı. Oysa mesele ne siyaset ne de makamdı; mesele tam da o unuttukları insaniyetti.
Göz Göre Göre Gelen Felaket
Ferasetle düşünen her zihin bu günleri gördü; kulağı olan duydu, gözü olan şahitlik etti. Fakat kimi gözler kör olmayı seçti, kimi susmayı en büyük marifet saydı. Neticede ne mi oldu? Sekiz gün sonra bayramlık giydirip 23 Nisan’ı kutlayacağımız çocuklara, kendi ellerimizle kefen giydirdik.
Kan ağlıyoruz kan...
"Dindar nesil geliyor" nidalarıyla toplum uyutulurken; karşımızda ne dindar ne de vicdanlı bir nesil bulabildik. Gelen, merhametten uzak bir "kindar nesil" oldu. Şimdi ise o nesle bile sahip çıkmıyorlar. Üstelik sorumluluk sahipleri masum, suçlu ise yine aileler öyle mi? Çark o kadar bozuk ki; bu sistemde kimse kendi çocuğunu kendi değerleriyle yetiştiremez hale geldi. Her şey bir plan dahilinde tıkır tıkır işlerken, bizler sadece seyirci kaldık.
Dilsiz Şeytanlık mı, Vicdanın Sesi mi?
Yaşanan bu "can pazarı" bir dönüm noktası olur mu dersiniz? Hakikate bir türlü dönmeyen dilimiz, bunca acıdan sonra çözülür mü? Yoksa yavruları toprağa gömüp evimize dönene kadar geçecek o kısa sürede her şeyi yine unutacak mıyız?
Dilsiz şeytanlığı bırakabilecek miyiz artık? Merhametsizlerin yönetiminde dilimiz gerçeği haykırmaya yetecek mi? Soruyorum: Ölüm yeter sayısına hâlâ ulaşmadık mı?

Vatanı Sevmek, Çocukları Korumaktır
Yazık değil mi o el kadar bebelere? Vatanını sevmek, her şeyden önce çocuklarını korumakla başlamaz mıydı? Bizler küçücük yavrulara küçücük mezarlar kazdık. Toplum olmayı beceremediğimiz, doğruyu söylemeye cesaret edemediğimiz ve korkaklığımıza yenik düştüğümüz için canlar yitti.
Bakın çevrenize; iktidar sahiplerine, o devasa güç odaklarına... Dilleri yine lal değil mi? Çocuklar kaybolurken, tacize uğrarken, birer birer ölürken ortada yoklar. Ama mesele "reisi yedirmeyiz" noktasına gelince tam kadro sahadalar!
Hangi çocuğun yarım kalan hikâyesini yazalım? Hangi annenin dinmeyen gözyaşını hangi mürekkeple tarif edelim?
Kan ağlıyoruz kan... Ve sormadan edemiyoruz: Nerdesin Mahsuni?
Suadiye ÇETİK SALTAN