Ahmet Suat Arı -Yazar
Köşe Yazarı
Ahmet Suat Arı -Yazar
 

Modern Çağda Krizler ve Medya

Bu yazıyla modern çağda medyanın, aslında medyanın ana aktörleri gazetecilerin rolünü irdelemeye çalışacağım. Bunu yapmadan önce de gazeteciliğin evrensel bir tanımını yapıp, tarih boyunca üstlendiği sorumluluğa atıfta bulunacağım. Ondan sonra da modern çağın gazetecilerini gerek Avrupa gerekse Türkiye ekeseninde ele alıp, mesleki ve etik olarak ne durumda olduklarını çözümlemeye çalışacağım. Antropologlar en ilkel ve kapalı toplumların bile haber alma ve yayma kaygısı içinde olduklarını tespit etmişlerdir. “Afrika’daki en tecrit kabile toplumlarından, en uzak Pasifik adalarında yaşayanlara kadar, insanlar özünde aynı olan bir haber tanımı paylaşıyorlardı. Aynı dedikodu türünü paylaşıyorlardı yani. Hatta haberleri toplayıp ulaştırmaları için farklı toplumların seçtikleri haberciler aynı nitelikleri taşıyorlardı; koşup ilerdeki tepeyi hızla aşabilecek, doğru bir şekilde bilgi toplayabilecek ve bu bilgiyi dikkat çekici bir biçimde yeniden anlatabilecek insanlar istiyorlardı.” (1) Günümüze bunu tercüme ettiğimizde gazeteciler karşımıza çıkar. Benjamin Weiser’e göre insanların kendi bireysel deneyimlerinin ötesinde neler olduğunu öğrenme yolunda yaratılıştan gelen bir ihtiyaçları, bir içgüdüleri vardır.(2) İnsanın haber alma, bilgi sahibi olma içgüdüsü günlük hayatında da kendini gösterir. Nitekim iki arkadaş karşılaştıklarında ilk yaptıkları şeylerden birisi bilgi paylaşımıdır. Bu bazan dedikodu, bazan da haber alıp verme biçiminde ortaya çıkar.      Tarih içinde, gelişen tekniğin de etkisiyle gazeteciliğin bir çok açıdan toplumu derinden etkileyen bir meslek konumuna geldiğine vurgu yaparak bir tanımını yapmaya çalışalım. Daha doğru bir ifadeyle mevcut, hem de gazeteciler tarafından yapılan  tanımlamalara bir göz atalım. Gazeteci Emre Kızılkaya’ya göre “Gazetecilik, bu işi profesyonel olarak yapan insanların veya kuruluşların, tarihsel süreçte evrilen belirli mesleki ilkeler ve yöntemler kullanarak önemli ve güncel verileri toplamasını, bunları işleyip kamu yararını haiz bilgiler hâline getirmesini ve kamuoyunun ilgisini çekip toplumsal etki yaratacak biçimde paylaşmasını esas alan özgün bir demokratik faaliyettir.” (3) İbrahim Varlı’ya göre “Formel hâliyle tanımlarsak gazetecilik, haberin kamuoyuna ulaştırılmasıdır. Ancak bu teknik bir tanımlama. Her şeyde olduğu gibi gazeteciliğin işlev ve tanımlaması da zamanla değişiyor. Değişmesi de gerek. Salt haberin aktarımından ibaret bir gazetecilik olamaz. Gazeteciliğin zamana göre dönüşen kuralları olsa da değişmez, dönüşmez ilkeleri vardır. Herkesin kendisine göre bir gerçeklik algısının olduğu günümüz dünyasında gazetecinin görevi, gerçekleri nesnel bir biçimde, çarpıtmadan aktarmaktır. Ancak nesnellik ve tarafsızlığı suya sabuna dokunmadan gördüğü şeyi olduğu gibi aktarmak yanıltıcıdır. İçinden geçilen bu karanlık iklimde tarafsızlık diye bir şey olmaz. Gerçeğin kendisi taraf tutmayı gerektirir. Ancak bunu yaparken de “objektif” olmak zorunludur. Taraf tutmak, gerçeği eğip bükmeyi, manipüle etmeyi gerektirmez.”(4) Abdurrahman Gök de şöyle tanımlar: “Gazetecilik halkın doğru bilgiye ulaşması için gerektiğinde gazetecilik etik kuralları çerçevesinde iktidar ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alabilmedir. Bir ülkede bilgi akışı engellendiğinde toplumun üzerine zifiri karanlık çöker ve endişe alabildiğine artar. Sessizlik hüküm sürer ve çürüme başlar. Bu karanlığı yırtmayı, endişe bulutlarını dağıtmayı ve sessizliğin içinde en ufak bir sesin yankı bulmasını sağlamayı 5N 1K’nin yanında vicdani yükümlülükle donananmış bir gazetecilik ancak mümkün kılabilir. Bu da bedel gerektiriyor. Bu bedeli göze alabilmedir gazetecilik.”(5) Bunlar gibi daha yüzlerce tanımlama bulmak mümkün. Hepsinin özünde tarafsız ve doğru bilgi yatmaktadır. Bu tanımlara göre mesleği icra edebilmek için bir takım ilkeler de mevcuttur. Bunlar: Gazeteciliğin ilk yükümlülüğü gerçek haberdir. Sadakatle bağlı olacağı ilk merci halktır. Özünde gerçeği teyit etme disiplini yatar. Bu mesleği icra edenler, konu aldıkları kişilerden ya da olaylardan bağımsız kalmayı başarmalıdırlar. Gazetcilik, bağımsız ve yaptırımı olan bir gözlemci görevi görmelidir. Kamuoyuna açık bir eleştiri ve uzlaşma platformu sağlamalıdır. Önemli olanı ilginç ve ilgili kılmak için çabalamalıdır. Haberleri kapsamlı ve dengeli oranlarda tutmalıdır. Mesleği icra edenlerin kişisel inisiyatiflerini kullanmalarına olanak tanımalıdır.(6) Bu ilkeler 1200 gazetecinin üç yıllık bir çalışmasının ürünüdür ve yazarlarının da ifade ettiği gibi eksikleri olabilir. Ama eksiklikleri hissedilen her ilke mevcut dokuz ilke içinde kendini bulabilir. Tüm bu tanım ve ilkelerden hareketle modern çağda gazeteciliğe baktığımız zaman maalesef iyimser olamıyoruz. Tüm dünyada medyanın kartelleştiğine, büyük sermayenin medyayı ele geçirip kendi ticari çıkarları için kullandığına şahit olmaktayız. Buna bir de yandaş ve muhalif medya olgusunu eklersek durumun hiç de iç açıcı olmadığını görürüz. Gazetecilik artık patronun sözcülüğüne indirgenmiş vaziyette dersek abartmış olmayız. Bu patron illa da medya kuruluşunun sahibi anlamına gelmez. Patron bazan bir sermaye sahibi, bazan bir siyasetçi, bazan mafya, bazan da derin devlet dediğimiz muğlak bir irade olabilir. Bağımsız olabilmenin altyapısı hemen hemen yok diyebiliriz. Varsa da bir dereceye kadar. Medyayı Türkiye ve Batı’yı esas alarak değerlendirirsek çok büyük farkların olduğunu gözlemleriz. Tabii ki Batı’da da medya tamamen tarafsız değil, ancak Türkiye’yle mukayese edince keşke bizde de öyle olsa demeden geçemiyoruz. Batı’da derin devletin (derin güçler demek de mümkün, çünkü Batı bir devlet değil) etkisi hissedilir. Bir noktaya kadar hareket serbestisi vardır, ama kırmızı çizgi aşılmadan müdahale gelir. Derin güçlerin isteği doğrultusunda toplumu yönlendirme Batı medyasının gündelik meşgalesidir. Konjonktür medya tarafından belirlenir. Medya istediği konu, kişi veya toplumu parlatır, istemediğine de dünyayı dar eder. Algı yaratırken bizdeki gibi bodoslama gitmezler, daha rafine çalışırlar ve bunu kimse fark etmez. Son yıllardaki aşırı sağın yükselişi ve islamofobi medyanın eseridir diyebiliriz. Bizde ise medya yandaş ve muhalif olarak ikiye ayrılır. Üçüncü bir grup vardır var olmasına da sesi pek gür çık(a)maz. Yandaş medya egemen güçler tarafından her bakımdan desteklendikleri için sahibinin sesi olmak zorundadırlar. Bağımsız olmanın hiç bir şartına sahip değildirler. Yandaş medyanın bir mensubu eleştirel bir tavır takınsa ertesi gün kendisini kapı dışarı edildiğini görür. Onun işi gazetecilik yapmak değil, onu besleyen gücün sesi olmaktır. Zaten hem ekonomik, hem sosyal hem de psikolojik baskı altında olan birisinin bağımsız gazetecilik yapmasını beklemek abesle iştigal olur. Bırakın bağımsız olmayı, tutarsız politikalara bile geçerli gerekçe üretme konusunda oldukça mahirdirler. Türkiye’de medyanın konumunu en güzel özetleyen görüntü, Cumhurbaşkanının seçilmiş bir kaç gazeteciyi karşısına oturtup basın toplantısı yaptığı anlardır. Bu görüntüde Cumhurbaşkanı konforlu bir koltukta oturmakta ve karşısında da gazeteciler sandalyelerde konfordan uzak bir biçimde oturmaktadırlar. Ortam not almak için hiç uygun değildir. Gazeteci sürekli kendine çeki düzen vermekle yükümlüdür, zira karşısında bir cumhurbaşkanı oturmaktadır! Soruların önceden ellerine tutuşturulduğu gün gibi aşikardır ve sorulara verilen cevaba istinaden tekrar eleştirel bir soru sormaları mümkün değildir. Seçilmiş olmaları bile başlı başına meslek ilkelerine tezat teşkil eder. Hal böyle olunca da yandaş medya toplumu iktidarın istekleri doğrultusunda yönlendirir, hatta onun metotlarını birebir uygular. Bu da kamplaşma ve ötekileştirmeye yol açtığı için toplumsal düzeni tehdit eder. Peki muhalif medya farklı mı? Onlar gazeteciliğin tanımı ve ilkelerine uygun mu davranıyor? Maalesef hayır! Onlar da kendi siperlerinden sadece ‘karşı taraf’a odaklanmışlardır. Hatta kimin neye hizmet ettiğini kestirmek bile mümkün değildir. Konularda seçici, kendi mahallesine hoşgörülü, karşı mahallaye karşı acımasızdırlar. Üçüncü grup medya ise maddi gücü olmadığı için çok cılız kalmakta ve etkisi de çok sınırlı olmaktadır. Maddi güç de iktidarın elindedir ve bunu da paylaşmak niyetinde değildir. Gerek bizde gerekse Batı’da medyanın durumu bu olunca, modern çağın krizlerine çözüm olamadığı gibi, ortaya çıkmasında da rolü çok büyüktür diyebiliriz. Şayet meslek ilke ve etiğine göre hareket edebilselerdi krizlerin bir çoğu olmazdı ya da daha etkisiz olurdu diyerek bitirelim.  Ahmet Suat Arı   Kaynaklar:  (1)-Bill Kovach & Tom Rosenstiel, The Elements of Journalism, Crown Publishers, 2001. (2)- Benjamin Weiser, Does TV News Go Too Far, WP, 28 feb 1993. (3)- www.journo.com.tr/gazetecilik-nedir (4)- www.journo.com.tr/gazetecilik-nedir (5)- www.journo.com.tr/gazetecilik-nedir (6)-  Bill Kovach & Tom Rosenstiel, The Elements of Journalism, Crown Publishers, 2001.
Ekleme Tarihi: 27 Mart 2026 -Cuma

Modern Çağda Krizler ve Medya

Bu yazıyla modern çağda medyanın, aslında medyanın ana aktörleri gazetecilerin rolünü irdelemeye çalışacağım. Bunu yapmadan önce de gazeteciliğin evrensel bir tanımını yapıp, tarih boyunca üstlendiği sorumluluğa atıfta bulunacağım. Ondan sonra da modern çağın gazetecilerini gerek Avrupa gerekse Türkiye ekeseninde ele alıp, mesleki ve etik olarak ne durumda olduklarını çözümlemeye çalışacağım.

Antropologlar en ilkel ve kapalı toplumların bile haber alma ve yayma kaygısı içinde olduklarını tespit etmişlerdir. “Afrika’daki en tecrit kabile toplumlarından, en uzak Pasifik adalarında yaşayanlara kadar, insanlar özünde aynı olan bir haber tanımı paylaşıyorlardı. Aynı dedikodu türünü paylaşıyorlardı yani. Hatta haberleri toplayıp ulaştırmaları için farklı toplumların seçtikleri haberciler aynı nitelikleri taşıyorlardı; koşup ilerdeki tepeyi hızla aşabilecek, doğru bir şekilde bilgi toplayabilecek ve bu bilgiyi dikkat çekici bir biçimde yeniden anlatabilecek insanlar istiyorlardı.” (1) Günümüze bunu tercüme ettiğimizde gazeteciler karşımıza çıkar.

Benjamin Weiser’e göre insanların kendi bireysel deneyimlerinin ötesinde neler olduğunu öğrenme yolunda yaratılıştan gelen bir ihtiyaçları, bir içgüdüleri vardır.(2) İnsanın haber alma, bilgi sahibi olma içgüdüsü günlük hayatında da kendini gösterir. Nitekim iki arkadaş karşılaştıklarında ilk yaptıkları şeylerden birisi bilgi paylaşımıdır. Bu bazan dedikodu, bazan da haber alıp verme biçiminde ortaya çıkar.     

Tarih içinde, gelişen tekniğin de etkisiyle gazeteciliğin bir çok açıdan toplumu derinden etkileyen bir meslek konumuna geldiğine vurgu yaparak bir tanımını yapmaya çalışalım. Daha doğru bir ifadeyle mevcut, hem de gazeteciler tarafından yapılan  tanımlamalara bir göz atalım. Gazeteci Emre Kızılkaya’ya göre “Gazetecilik, bu işi profesyonel olarak yapan insanların veya kuruluşların, tarihsel süreçte evrilen belirli mesleki ilkeler ve yöntemler kullanarak önemli ve güncel verileri toplamasını, bunları işleyip kamu yararını haiz bilgiler hâline getirmesini ve kamuoyunun ilgisini çekip toplumsal etki yaratacak biçimde paylaşmasını esas alan özgün bir demokratik faaliyettir.(3)

İbrahim Varlı’ya göre “Formel hâliyle tanımlarsak gazetecilik, haberin kamuoyuna ulaştırılmasıdır. Ancak bu teknik bir tanımlama. Her şeyde olduğu gibi gazeteciliğin işlev ve tanımlaması da zamanla değişiyor. Değişmesi de gerek. Salt haberin aktarımından ibaret bir gazetecilik olamaz. Gazeteciliğin zamana göre dönüşen kuralları olsa da değişmez, dönüşmez ilkeleri vardır. Herkesin kendisine göre bir gerçeklik algısının olduğu günümüz dünyasında gazetecinin görevi, gerçekleri nesnel bir biçimde, çarpıtmadan aktarmaktır. Ancak nesnellik ve tarafsızlığı suya sabuna dokunmadan gördüğü şeyi olduğu gibi aktarmak yanıltıcıdır. İçinden geçilen bu karanlık iklimde tarafsızlık diye bir şey olmaz. Gerçeğin kendisi taraf tutmayı gerektirir. Ancak bunu yaparken de “objektif” olmak zorunludur. Taraf tutmak, gerçeği eğip bükmeyi, manipüle etmeyi gerektirmez.”(4)

Abdurrahman Gök de şöyle tanımlar: “Gazetecilik halkın doğru bilgiye ulaşması için gerektiğinde gazetecilik etik kuralları çerçevesinde iktidar ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alabilmedir. Bir ülkede bilgi akışı engellendiğinde toplumun üzerine zifiri karanlık çöker ve endişe alabildiğine artar. Sessizlik hüküm sürer ve çürüme başlar. Bu karanlığı yırtmayı, endişe bulutlarını dağıtmayı ve sessizliğin içinde en ufak bir sesin yankı bulmasını sağlamayı 5N 1K’nin yanında vicdani yükümlülükle donananmış bir gazetecilik ancak mümkün kılabilir. Bu da bedel gerektiriyor. Bu bedeli göze alabilmedir gazetecilik.”(5)

Bunlar gibi daha yüzlerce tanımlama bulmak mümkün. Hepsinin özünde tarafsız ve doğru bilgi yatmaktadır. Bu tanımlara göre mesleği icra edebilmek için bir takım ilkeler de mevcuttur. Bunlar:

  1. Gazeteciliğin ilk yükümlülüğü gerçek haberdir.
  2. Sadakatle bağlı olacağı ilk merci halktır.
  3. Özünde gerçeği teyit etme disiplini yatar.
  4. Bu mesleği icra edenler, konu aldıkları kişilerden ya da olaylardan bağımsız kalmayı başarmalıdırlar.
  5. Gazetcilik, bağımsız ve yaptırımı olan bir gözlemci görevi görmelidir.
  6. Kamuoyuna açık bir eleştiri ve uzlaşma platformu sağlamalıdır.
  7. Önemli olanı ilginç ve ilgili kılmak için çabalamalıdır.
  8. Haberleri kapsamlı ve dengeli oranlarda tutmalıdır.
  9. Mesleği icra edenlerin kişisel inisiyatiflerini kullanmalarına olanak tanımalıdır.(6)

Bu ilkeler 1200 gazetecinin üç yıllık bir çalışmasının ürünüdür ve yazarlarının da ifade ettiği gibi eksikleri olabilir. Ama eksiklikleri hissedilen her ilke mevcut dokuz ilke içinde kendini bulabilir.

Tüm bu tanım ve ilkelerden hareketle modern çağda gazeteciliğe baktığımız zaman maalesef iyimser olamıyoruz. Tüm dünyada medyanın kartelleştiğine, büyük sermayenin medyayı ele geçirip kendi ticari çıkarları için kullandığına şahit olmaktayız. Buna bir de yandaş ve muhalif medya olgusunu eklersek durumun hiç de iç açıcı olmadığını görürüz.

Gazetecilik artık patronun sözcülüğüne indirgenmiş vaziyette dersek abartmış olmayız. Bu patron illa da medya kuruluşunun sahibi anlamına gelmez. Patron bazan bir sermaye sahibi, bazan bir siyasetçi, bazan mafya, bazan da derin devlet dediğimiz muğlak bir irade olabilir. Bağımsız olabilmenin altyapısı hemen hemen yok diyebiliriz. Varsa da bir dereceye kadar.

Medyayı Türkiye ve Batı’yı esas alarak değerlendirirsek çok büyük farkların olduğunu gözlemleriz. Tabii ki Batı’da da medya tamamen tarafsız değil, ancak Türkiye’yle mukayese edince keşke bizde de öyle olsa demeden geçemiyoruz. Batı’da derin devletin (derin güçler demek de mümkün, çünkü Batı bir devlet değil) etkisi hissedilir. Bir noktaya kadar hareket serbestisi vardır, ama kırmızı çizgi aşılmadan müdahale gelir. Derin güçlerin isteği doğrultusunda toplumu yönlendirme Batı medyasının gündelik meşgalesidir. Konjonktür medya tarafından belirlenir. Medya istediği konu, kişi veya toplumu parlatır, istemediğine de dünyayı dar eder. Algı yaratırken bizdeki gibi bodoslama gitmezler, daha rafine çalışırlar ve bunu kimse fark etmez. Son yıllardaki aşırı sağın yükselişi ve islamofobi medyanın eseridir diyebiliriz.

Bizde ise medya yandaş ve muhalif olarak ikiye ayrılır. Üçüncü bir grup vardır var olmasına da sesi pek gür çık(a)maz. Yandaş medya egemen güçler tarafından her bakımdan desteklendikleri için sahibinin sesi olmak zorundadırlar. Bağımsız olmanın hiç bir şartına sahip değildirler. Yandaş medyanın bir mensubu eleştirel bir tavır takınsa ertesi gün kendisini kapı dışarı edildiğini görür. Onun işi gazetecilik yapmak değil, onu besleyen gücün sesi olmaktır. Zaten hem ekonomik, hem sosyal hem de psikolojik baskı altında olan birisinin bağımsız gazetecilik yapmasını beklemek abesle iştigal olur. Bırakın bağımsız olmayı, tutarsız politikalara bile geçerli gerekçe üretme konusunda oldukça mahirdirler. Türkiye’de medyanın konumunu en güzel özetleyen görüntü, Cumhurbaşkanının seçilmiş bir kaç gazeteciyi karşısına oturtup basın toplantısı yaptığı anlardır. Bu görüntüde Cumhurbaşkanı konforlu bir koltukta oturmakta ve karşısında da gazeteciler sandalyelerde konfordan uzak bir biçimde oturmaktadırlar. Ortam not almak için hiç uygun değildir. Gazeteci sürekli kendine çeki düzen vermekle yükümlüdür, zira karşısında bir cumhurbaşkanı oturmaktadır! Soruların önceden ellerine tutuşturulduğu gün gibi aşikardır ve sorulara verilen cevaba istinaden tekrar eleştirel bir soru sormaları mümkün değildir. Seçilmiş olmaları bile başlı başına meslek ilkelerine tezat teşkil eder.

Hal böyle olunca da yandaş medya toplumu iktidarın istekleri doğrultusunda yönlendirir, hatta onun metotlarını birebir uygular. Bu da kamplaşma ve ötekileştirmeye yol açtığı için toplumsal düzeni tehdit eder.

Peki muhalif medya farklı mı? Onlar gazeteciliğin tanımı ve ilkelerine uygun mu davranıyor? Maalesef hayır! Onlar da kendi siperlerinden sadece ‘karşı taraf’a odaklanmışlardır. Hatta kimin neye hizmet ettiğini kestirmek bile mümkün değildir. Konularda seçici, kendi mahallesine hoşgörülü, karşı mahallaye karşı acımasızdırlar.

Üçüncü grup medya ise maddi gücü olmadığı için çok cılız kalmakta ve etkisi de çok sınırlı olmaktadır. Maddi güç de iktidarın elindedir ve bunu da paylaşmak niyetinde değildir.

Gerek bizde gerekse Batı’da medyanın durumu bu olunca, modern çağın krizlerine çözüm olamadığı gibi, ortaya çıkmasında da rolü çok büyüktür diyebiliriz. Şayet meslek ilke ve etiğine göre hareket edebilselerdi krizlerin bir çoğu olmazdı ya da daha etkisiz olurdu diyerek bitirelim. 

Ahmet Suat Arı

 

Kaynaklar: 

(1)-Bill Kovach & Tom Rosenstiel, The Elements of Journalism, Crown Publishers, 2001.

(2)- Benjamin Weiser, Does TV News Go Too Far, WP, 28 feb 1993.

(3)- www.journo.com.tr/gazetecilik-nedir

(4)- www.journo.com.tr/gazetecilik-nedir

(5)- www.journo.com.tr/gazetecilik-nedir

(6)-  Bill Kovach & Tom Rosenstiel, The Elements of Journalism, Crown Publishers, 2001.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift bets10.buzz taraftarium24 taraftarium24 islami chat islami sohbetler