Bilim insanlarının toplum sağlığını ilgilendiren konularda kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğu vardır.Ne yazık ki, Dr. Bülent Şık’ın Covid-19 sürecinde önerilen bal, çay ve benzeri gıda takviyelerinin etkileri abartılarak aşıların önüne geçilmesinin ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturacağı uyarısında bulunması, adli şikâyet konusu yapılmış ve mahkeme tarafından maddi tazminata mahkûm edilmiştir. Bilimsel bir bilginin doğruluğunun sınanacağı yer, adliye koridorlarında değil, yine bilimin kendi içinde tartışılacağı bilimsel platformlar olmalıdır. Üniversitelerin ve meslek örgütlerinin bilimsel özgürlükten yana tavır almaları bu bağlamda önemlidir
Bilimsel Bilginin Mahkemelerde Yargılanmasıyla Bilgi Kontrol Altına Alınarak
Toplum Sağlığına Müdahale Edilmiş Olur
Bilimin görevleri arasında toplumu aydınlatmak da yer almaktadır. Bilim insanları, birer gözlemci olarak gördükleri sorunları her yönüyle gözlemlemekte, incelemekte, titizlikle analiz etmekte ve test etmekte, birtakım sonuçlara ulaşmakta ve elde ettikleri bulguları diğer bilim insanlarıyla paylaşmaktadır. Aynı zamanda toplumu ilgilendiren bir sorun gördüklerinde bunu gündeme taşımaları, gerekli durumlarda kamuoyunu uyarmaları da bilim insanlarının temel ve doğal görevleri arasında yer almaktadır. Bu durum, üniversitelilerin bilimsel ve etik sorumluluklarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Bilimsel Bilgiye Dayanmayan Öneriler Ciddi Sorun Oluşturabilir
Gıda bilimcisi Dr. Bülent Şık’ın çocuk sağlığı, gıda güvenliği ve halk sağlığı konusunda yaptığı ihtiyat çağrıları nedeniyle özel şirketler tarafından dava edildiği görülmektedir. Covid-19 salgınının ilk dönemlerinde, henüz ilaç ve aşıların bulunmadığı süreçte, bal, propolis, bitki çayları ve benzeri ürünler bilimsel karşılığı yeterince ortaya konulmaksızın önerilmiştir. Büyük bir ticari sektör haline gelmiş olan takviye (saplament) gıdalarının da gereğinden fazla abartılıp istismar edilerek aşıların önüne geçirilmek istenmesinin, gerçeklikten uzak, ticari kaygılarla yapıldığını ve sonuçta halk sağlığını ciddi tehdit ettiğini de not etmek gerekir. Ölümlerin hızla arttığı ve ciddi bir çaresizlik ortamının oluştuğu bu süreçte, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ilgili bilim insanlarının toplumu sağlık konularında uyarması görevlerinin doğal bir gereğidir. Söz konusu ürünlerin kontrolsüz tüketiminin halk sağlığı açısından risk yaratabileceği yönünde uyarılarda bulunan konu uzmanı Dr. Bülent Şık, söz konusu ürünleri satan marka sahibi şirket tarafından dava edilmiştir. “Polen Davası” olarak anılan süreçte, İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından Dr. Şık hakkında 50 bin TL maddi ve 1 TL manevi tazminata hükmedildiği belirtilmiştir. Oysa konu doğrudan halk sağlığını ilgilendirmekte olup, kamuoyunun bilgilendirilmesi açık bir kamu yararı taşımaktadır. Nitekim pandemi sürecinde, 2020-2021 yıllarında Dr. Şık’ın Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) pandemi kurulunda görev aldığı ve kamusal bir sorumluluk üstlendiği bilinmektedir.
Bilimsel Bilgi Mahkeme Kararları İle Kontrol Edilemez
Ne yazık ki bilimsel tartışmaların mahkeme salonlarına taşınarak susturulmaya çalışıldığına tanık oluyoruz. Dr. Şık, dava sonrasında yaptığı açıklamada: “Eğer bir ürün sağlık açısından, özellikle çocuklar, karaciğer hastaları ve yaşlılar gibi hassas gruplar için zarar doğurma ihtimali taşıyorsa, bunu bilmek tüketicilerin en doğal hakkıdır. Bu karar, halk sağlığının cezalandırılması anlamına geliyor.” ifadelerini kullanmıştır. Bilim çevreleri tarafından kabul edilmemesi gereken bu dava hakkında Prof. Dr. Cem Terzi de sosyal medya paylaşımında: “Bir ülkede şirketlerin ticari itibarı, çocukların sağlığından daha fazla korunuyorsa, orada yalnızca hukuk değil, ahlak da çökmüş demektir.” değerlendirmesinde bulunmuştur. Dr. Bülent Şık’ın görüşleri bilimsel açıdan tartışılabilir ve eleştirilebilir; karşı argümanlar mevcut ise bunlar da makale, kitap ve diğer bilimsel iletişim araçları aracılığıyla kamuoyuna açık biçimde sunulabilirdi. Bilimsel yöntem olarak bilinen en güvenilir bilgi edinme işleyişi, gözlem, araştırma ve teste dayanan bir yaklaşımdır; bu yaklaşım işin esasıdır.
Dava kararı sonrası sosyal medyada, bu tür konularda “para cezası, tazminat, içerik kaldırma ve hukuki baskı” yöntemlerinin uygulanmasının zamanla hiçbir bilim insanının konuşamamasına yol açacağını ifade etmektedir. Gerçekten de genetiği değiştirilmiş ürünler, çevre kirliliği ve benzeri birçok konuda bilim insanları sorunları toplumdan önce görmektedir ve gerekli uyarılarda bulunmaktadır. İşin doğrusu da budur. Bu bağlamda basından bilgiler: Kocaeli Üniversitesi’nde halk sağlığı öğretim üyesi Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Kocaeli’ndeki sanayi bölgelerinde oluşan ağır metal kirliliğinin bebeklerin ve hamilelerin sağlığına zarar verdiğini ifade etmesinin ardından benzer şekilde mahkemelik olmuştur. Benzer şekilde, Mersin Limanı’nda ele geçirilen pirinçlerin GDO’lu olup olmadığının araştırılması için görevlendirilen İTÜ Moleküler Biyoloji-Biyoteknoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi, ithal edilen genetiği değiştirilmiş pirinçlerin ülkeye giriş öncesinde iki GDO ırkının birden olduğunun tespitinin ardından, bilim insanı baskılarının sonucu olarak görevinden ne yazık ki el çektirilmiştir. Bu tür uygun olmayan yöntemlerle bilimin ilgi alanına giren etik konular var-yok denmekle değiştirilemez, adliye koridorlarına taşınamaz. Bilimin konularının mahkemeler aracılığıyla bastırılması, çevre kirliliğini ortadan kaldırmamaktadır ve mevcut insan sağlığı tehditlerini de ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, sorunların üzerinin örtülmesine yol açarak ileride telafisi mümkün olmayan daha ağır sorunlara neden olabilir. Günümüzde dünyanın birçok bölgesi çevre kirliliği nedeniyle yaşanamaz hale gelmiştir. Toprak, su ve hava kirlenmiş; toplum sağlığı ciddi biçimde zarar görmüştür. Yapılan binlerce analiz, toprak kalitesinin düştüğünü ve toprağın işlevlerini yerine getiremez hâle geldiğini ortaya koymaktadır. Su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle artık insanlar, geçmişte olduğu gibi, doğal su kaynaklarından gönül rahatlığıyla su içememektedir. Bunun yerine, ciddi sağlık riskleri barındıran plastik şişelerde ve güneş altında beklemiş sular tüketilmektedir. Hava kalitesinin düşmesi, solunum problemlerini artırmaktadır. Tüm bunların sonucunda kanser olguları her geçen gün artmakta, toplumun hem beden hem de ruh sağlığı ciddi şekilde bozulmaktadır.
Bilimsel Konular Bilim Kuruluşlarının Kendi Etik İlkeleri İçinde Değerlendirilmelidir
Firmalar zarar gördükleri gerekçesiyle dava açabilir. Ancak zarar gördükleri iddia edilen bilginin doğrulanmasının sorgulanacağı yer yine bilim kuruluşları olmalıdır. Şunu da not edelim ki bilimin gerçekleri ortaya çıkararak genelin çıkarlarını koruma gibi bir hakkı ve görevi vardır. Bir bilim insanının kimseden izin almadan araştırma yapma hakkı doğal bir görevidir. Varsa bunun sınırları, bu mahkeme koridorlarında değil, bilimin kendi içindeki kontrol mekanizmalarında, yani etik kurullarında belirlenir. Bir bilim insanının yanlışı varsa, bu yanlış araştırma bulguları ve bilimsel verilerle çürütülür. Şayet yanıltıcı bir durum, çıkar ilişkisi veya bilimsel çarpıtma mevcutsa, üniversitelerin bilim ve etik kurulları devreye girer ve gerekli işlemler gerçekleştirilir. Bilimsel bilgi paylaşımının ve bilimsel uyarıların mahkemelik hâle getirilmesi ise üniversite ve bilim etiği açısından sorunludur. Bu tür durumlarda özerk üniversitelerin rektörlerinin, YÖK Başkanlığı’nın ve ilgili meslek örgütlerinin bilimden yana tavır alması beklenir. Bilimde demokrasi olmaz; doğrular oylama ile değiştirilemez. Doğru bilgi, araştırma yoluyla ortaya konur. Hatalar varsa tartışılır ve düzeltilir. Dr. Bülent Şık’ın ve diğer bilim insanlarının şirketlerle ya da tek tek satıcılarla kişisel bir meselesi bulunmamaktadır. Bilimin ve bilim insanının temel amacı toplum sağlığını ve toplumsal refahı korumaktır. Sayın Şık şahsında yapılan müdahale, bilimsel bilgiye ve bilimsel işleyişe yönelik bir müdahale niteliği taşımaktadır. Bu durumun kabul edilmesi mümkün değildir.
Prof. Dr.İbrahim Ortaş