"Eğitim yuvası" diyorduk değil mi? Çocuklarımızı sabahları öpüp koklayarak uğurladığımız, en güvende olduklarını sandığımız o binalardan bahsediyorum.
Dün Şanlıurfa’dan gelen o uğultu, bugün Kahramanmaraş’ta bir feryada dönüştü. İki günde iki şehir, onlarca paramparça olmuş hayat ve kana bulanan kara tahtalar... Artık kelimelerin bittiği, kınama mesajlarının anlamını yitirdiği, taziye ziyaretlerinin vicdanları soğutmadığı o karanlık sınırın tam üzerindeyiz.
Soralım o halde: 14 yaşındaki bir çocuk, okula nasıl bir cephanelikle girebilir?
Biz hangi ara şiddeti bu kadar kanıksadık? Hangi ara silahı bir güç gösterisi, ölümü bir çözüm, zorbalığı bir hak arama yolu olarak çocukların zihnine kazıdık? Televizyon ekranlarında her gece silahların konuştuğu, kaba kuvvetin alkışlandığı o sahnelerin faturasını bugün Kahramanmaraş’ta bir ortaokul sınıfında, 8. sınıf öğrencilerinin cansız bedenleriyle ödedik.
Bu facia; ne sadece bir güvenlik zafiyetidir ne de sadece bireysel bir cinnet. Bu, topyekûn bir toplumsal iflasın ilanıdır!
-
Ebeveynlere sesleniyorum: Evinizdeki silahın "namus" değil, çocuğunuzun elinde bir felaket olduğunu ne zaman anlayacaksınız?
-
Yetkililere sesleniyorum: Okul kapılarındaki o güvenlik turnikeleri sadece "görüntü" olsun diye mi var? Caydırıcı yasalar, koruyucu tedbirler ve ruh sağlığı denetimleri için daha kaç evladımızı toprağa vermemiz gerekiyor?
-
Topluma sesleniyorum: Yan sınıftaki zorbalığa "çocuktur" diyerek göz yuman, sokaktaki şiddeti telefonuna kaydedip izleyen bizler; bu sessizliğimizle o silahın tetiğine aslında hep birlikte basmadık mı?
Bugün o okullarda ders zili çalmadı. Onun yerine derin, ürpertici ve suçlayıcı bir sessizlik hakim. Eğer bugün de susarsak, yarın o sessizlik hepimizin evine uğrayacak.
Çocuklarımızı okullara "okumaya" gönderiyoruz, "ölmeye" değil! Şimdi ya bu vahşeti durduracak radikal adımlar atılır ya da biz bu utançla yaşamayı öğreniriz. Ama unutmayın; susmak, bu katliama ortak olmaktır.
Vakit; kınama vakti değil, ayağa kalkma vaktidir!
Sedat SEÇGİN