
Bazen düşünüyorum…
Bu ülkenin nasıl kazanıldığını nasıl unuttuk?
Kimden öğrendik bu kadar korkak olmayı?
Bir zamanlar bu topraklarda vatan sevdası diye bir şey vardı.
Peki neydi o?
On iki yaşında cepheye gidip şehit düşen Mehmetler ne için can verdi?
Bir tane bile erkek kalmayan Ersizler Köyü nasıl oluştu?
Sırtında bebeğiyle cepheye mermi taşırken donarak şehit olan Şerife Bacı kimin için can verdi?
Kundaktaki bebeğini bırakıp cepheye yardıma giden Nene Hatun ne demek istedi şu sözleriyle:
“Bebem anasız büyür de vatansız büyüyemez.”
Peki Mehmet Akif, sırtında doğru düzgün bir pardösüsü yokken neden kabul etmedi İstiklal Marşı için verilen ödülü?
Seyit Onbaşı, 250 kiloluk mermiyi kimin için kaldırdı?
Atamız hakkında idam kararı varken neden “Ya istiklal ya ölüm” dedi?
Bazen insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor:

Vatan sevdası neydi?
Bedelini ödemeyen bir şeyin kıymeti gerçekten bilinebilir mi?
Biz cumhuriyete doğduk. Her şey hazır sunuldu önümüze.
Ama galiba en büyük eksikliğimiz de burada başladı.
Çünkü hazır bulduğumuz değerlerin kıymetini bilmekte zorlandık.
Bugün belki de en büyük tehlike savaş değildir.
Belki de en büyük tehlike sessizliktir.
Adım adım işleyen planlara karşı susmak…
Adaletsizliğe karşı susmak…
Yanlışa karşı susmak…
Oysa unutmamamız gereken bir şey var:
Çocuklarımızın nasıl bir ülkede yaşayacağı hepimizin ortak kaygısı olmalı.
Çünkü bu ülke hepimizin.
Sağı, solu yok.
Sen, ben yok.
Bu vatan hepimizin.
Ve gidecek başka bir vatanımız da yok.

Yeni yılda ülkeme dilediğim tek şey var:
Ses…
Çünkü hangi iktidar gelirse gelsin, adaletsizliğe karşı ses çıkarmayan bir toplum köle olmaya mahkûmdur.
Suadiye SALTAN