İstanbul bazen sadece bir şehir değildir.
Taşların konuştuğu, kubbelerin hatıra sakladığı bir tarihtir.
Osmanlı’nın büyük mimarı Mimar Sinan, ömrünü taşlara ruh üfleyerek geçirmiş bir ustaydı.
Onun yaptığı eserler sadece mimari yapılar değildir; her biri aklın, sabrın ve estetiğin birer imzasıdır.
Ama İstanbul sokaklarında yıllardır fısıldanan bir hikâye vardır.
Derler ki Sinan’ın kalbinde bir sır saklıydı…
O sır, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan idi.
Tarih bize şunu söyler:
Mihrimah Sultan genç yaşta devlet adamı Rüstem Paşa ile evlendirilmiştir.
Fakat İstanbul’un hafızasında başka bir anlatı daha dolaşır.
Sinan’ın, Mihrimah Sultan adına iki cami yaptığı söylenir.
Biri Üsküdar’da denize bakan zarif kubbesiyle yükselen Mihrimah Sultan Mosque (Üsküdar),
diğeri ise İstanbul’un tepelerinde göğe doğru uzanan Mihrimah Sultan Mosque (Edirnekapı).
Ve efsaneye göre…
Yılın bir gününde, 21 Mart’ta,
Edirnekapı’da güneş minarenin arkasından batarken
Üsküdar’da ay minarelerin arasından doğar.
Sanki gökyüzü bile iki caminin arasında bir sır taşır.
Bu gerçekten hesaplanmış bir mimari mucize midir,
yoksa İstanbul’un romantik hafızasının ürettiği bir efsane mi?
Belki de bunun kesin cevabı hiçbir zaman bilinmeyecek.
Ama şunu biliyoruz:
Mimar Sinan taşlarla konuşmayı bilen bir ustaydı.
Belki de bazı duygular sözle anlatılmaz.
Kubbe olur, minare olur, taş olur…
Ve yüzyıllar sonra bile insanlar o sessiz hikâyeyi okumaya devam eder.
Çünkü bazı aşklar tarihe yazılmaz.
Ama şehirlerin siluetine kazınır.
Kerim Özbekler
Yazar/Şair