Geçen gece seyrettiğim Şampiyonlar Ligi yarı final maçı, 5-4 PSG'nin galibiyeti ile bitti ama asıl kazanan futbolseverler oldu. Her iki takım da maça oldukça süratli başladı ve bu tempo son düdüğe kadar düşmedi. Açıkçası, maçın hakkı 5-5’lik bir beraberlikti.
Bu maçı kaçıranların, önümüzdeki hafta Münih'te oynanacak rövanşı mutlaka izlemelerini isterim. Kalecileri bir kenara bırakırsak, sahada yer alan 20 futbolcunun tamamı üstün bir performans sergiledi. Yedek kulübesinden gelenler dahi bu tempoya anında uyum sağladı.
Futbolun Kitabı Bu Maçta Yazıldı 90 dakika boyunca devam eden sürat, hem defans oyuncularının kıvraklığı hem de forvetlerin fırtına gibi rakip kaleye gitmesi, futbolun içinde yer almak isteyen herkesin (başkanından teknik direktörüne kadar) defalarca izlemesi gereken bir dersti. Hataların minimuma indirildiği, pas isabetliliğinin zirve yaptığı bu mücadelede, futbolcuların kondisyonu adeta "çift motorlu" hissi uyandırdı.
Neden Bizim Takımlarımız Değil? Maçı izlerken aklıma bizim devler; Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş da gelmedi değil. Bizde sıkışan oyuncu topu kaleciye dönerken, dün geceki maçta kaleciler bile tek pasla oyunu kuruyordu. Kendini yere atan, dakikalarca kalkmayan oyuncu yoktu. Topu kendi sahasında alan forvet, doğrudan rakip kaleyi hedefliyordu. Çekilen şutlar ya kalecide kalıyor ya da direkte patlıyordu; bizdeki gibi metrelerce üstten dışarı gitmiyordu.
Sonuç: Hata Yapmayan Zirveye Çıkar Bu maç bize bir kez daha gösterdi ki; zirveye ulaşmak için hata payını sıfıra indirmek ve süratli olmak şart. Futbol sadece ayakla değil, o müthiş baskı anlarında doğru pası bulabilen bir "kafa" ile oynanıyor. Bu seviyede performans izlemek, futbolun neden dünyanın en çok sevilen sporu olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
KERİM ÖZBEKLER Gazeteci-Yazar-Şair