Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
Köşe Yazarı
Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
 

Molla Lütfi: İlmin Zirvesinden İdam Sehpasına

  Osmanlı ilim tarihinde bazı isimler vardır ki yalnız eserleriyle değil, kaderleriyle de konuşulur. Molla Lütfi işte o isimlerden biridir. Asıl adı Lutfullah… Tokat’ta doğduğunu kendisi söyler. XV. yüzyılın ortalarında dünyaya geldiği tahmin edilir. Daha çocuk yaşta ilmin içine doğdu; ilk derslerini âlim olan babasından aldı. Sonra İstanbul’a geldi. Hocası kimdi? Türk nesrinin kurucusu sayılan Sinan Paşa. Matematiği ise Ali Kuşçu’dan okudu. Yani sıradan bir medrese talebesi değildi. Osmanlı’nın en parlak ilim halkasının içindeydi. Saray Kütüphanesinden Medrese Kürsüsüne Fatih Sultan Mehmed döneminde saray kütüphanesine hâfız-ı kütüb olarak tayin edildi. Bu görev ona, dönemin nadir eserlerini inceleme fırsatı verdi. İlmi derinliği arttı, nüfuzu genişledi. Hatta padişahla şakalaşacak kadar yakın bir ilişki kurduğu rivayet edilir. Ancak ilimde yükselmek her zaman dost kazandırmaz. Zeki, keskin, kırıcı ve sivri bir mizaca sahip olduğu söylenir. Bu özellik, hasımlarının çoğalmasına sebep oldu. Sinan Paşa sürgüne gönderildiğinde onunla birlikte gitti. Fatih’in vefatından sonra II. Bayezid döneminde yeniden müderrislik görevlerine döndü. Bursa’dan Edirne’ye, Semâniye medreselerine kadar birçok önemli ilim merkezinde ders verdi. Talebeleri arasında Kemalpaşazâde gibi isimler vardı. Her şey bir âlim için olması gerektiği gibiydi. Ta ki 1495 yılına kadar… Zındıklık Suçlaması Molla Lütfi, “zındıklık ve ilhâd” suçlamasıyla yargılandı. İddialar ağırdı: Nübüvveti inkâr, dine hakaret, halkı saptırma… Kaynakların çoğu, bu suçlamaların haset ve düşmanlık kaynaklı olduğunu belirtir. Dönemin önemli âlimleri dahi onun idamını haksız bulmuştur. Yavuz Sultan Selim’in, hocası Kemalpaşazâde’ye “Niçin öldürüldü?” diye sorduğunda aldığı cevap ibretlidir: “Hased-i akran belâsına uğradı.” Yani, akran kıskançlığının kurbanı oldu. Rivayete göre, bir derste söylediği söz çarpıtılmıştı. “Bizim kıldığımız namaz kuru eğilip kalkmadır” dediği iddia edilmişti. Oysa bağlamı farklıydı; huşû ile kılınan namazı yüceltmek için yapılan bir mukayeseydi. Fakat mahkeme kuruldu. İki duruşma yapıldı. Yüzlerce şahit dinlendi. Ve karar çıktı: İdam. 25 Rebîülâhir 900 (23 Ocak 1495) günü Atmeydanı’nda boynu vuruldu. İdam edilirken kelime-i şehâdet getirdiği rivayet edilir. Pek çok tarihçi onu “şehid” olarak anmıştır. Bir Âlimin Ardında Kalanlar Molla Lütfi yalnız bir kelâmcı değildi. Mantık, felsefe, matematik, edebiyat ve dinî ilimlerde eser verdi. Çalışmalarının çoğunu Arapça yazdı. Harnâme gibi eserleriyle Türkçeye de katkı sundu. Onun ölümü, Osmanlı ilim tarihinde kara bir sayfa olarak anılır. Çünkü mesele yalnız bir kişinin idamı değil; ilim çevrelerinde kıskançlığın, siyasetin ve kişisel husumetin nasıl yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin örneğidir. İlim ve Kader Molla Lütfi’nin hayatı bize iki şey öğretir: Birincisi, ilim insanı yükseltir. İkincisi, ilim insanı hedef haline de getirebilir. Osmanlı medreselerinde yetişen bu parlak zihin, zirveden idam sehpasına uzanan trajik bir yolculuk yaşadı. Fakat bugün hatırlanan onun idamı değil, ilmidir. Ve belki de asıl soru şudur: Bir âlimi öldürmek mümkün müdür? Yoksa fikirleri, zamanın ötesinde yaşamaya devam mı eder? Molla Lütfi’nin adı hâlâ konuşuluyorsa, cevabı bellidir. Mahmut ÇİÇEKDAĞI- Yazar/Şair
Ekleme Tarihi: 24 Şubat 2026 -Salı

Molla Lütfi: İlmin Zirvesinden İdam Sehpasına

 

Osmanlı ilim tarihinde bazı isimler vardır ki yalnız eserleriyle değil, kaderleriyle de konuşulur. Molla Lütfi işte o isimlerden biridir.

Asıl adı Lutfullah… Tokat’ta doğduğunu kendisi söyler. XV. yüzyılın ortalarında dünyaya geldiği tahmin edilir. Daha çocuk yaşta ilmin içine doğdu; ilk derslerini âlim olan babasından aldı. Sonra İstanbul’a geldi. Hocası kimdi? Türk nesrinin kurucusu sayılan Sinan Paşa. Matematiği ise Ali Kuşçu’dan okudu.

Yani sıradan bir medrese talebesi değildi. Osmanlı’nın en parlak ilim halkasının içindeydi.

Saray Kütüphanesinden Medrese Kürsüsüne

Fatih Sultan Mehmed döneminde saray kütüphanesine hâfız-ı kütüb olarak tayin edildi. Bu görev ona, dönemin nadir eserlerini inceleme fırsatı verdi. İlmi derinliği arttı, nüfuzu genişledi. Hatta padişahla şakalaşacak kadar yakın bir ilişki kurduğu rivayet edilir.

Ancak ilimde yükselmek her zaman dost kazandırmaz.

Zeki, keskin, kırıcı ve sivri bir mizaca sahip olduğu söylenir. Bu özellik, hasımlarının çoğalmasına sebep oldu. Sinan Paşa sürgüne gönderildiğinde onunla birlikte gitti. Fatih’in vefatından sonra II. Bayezid döneminde yeniden müderrislik görevlerine döndü. Bursa’dan Edirne’ye, Semâniye medreselerine kadar birçok önemli ilim merkezinde ders verdi.

Talebeleri arasında Kemalpaşazâde gibi isimler vardı.

Her şey bir âlim için olması gerektiği gibiydi.

Ta ki 1495 yılına kadar…

Zındıklık Suçlaması

Molla Lütfi, “zındıklık ve ilhâd” suçlamasıyla yargılandı. İddialar ağırdı: Nübüvveti inkâr, dine hakaret, halkı saptırma…

Kaynakların çoğu, bu suçlamaların haset ve düşmanlık kaynaklı olduğunu belirtir. Dönemin önemli âlimleri dahi onun idamını haksız bulmuştur. Yavuz Sultan Selim’in, hocası Kemalpaşazâde’ye “Niçin öldürüldü?” diye sorduğunda aldığı cevap ibretlidir:

“Hased-i akran belâsına uğradı.”

Yani, akran kıskançlığının kurbanı oldu.

Rivayete göre, bir derste söylediği söz çarpıtılmıştı. “Bizim kıldığımız namaz kuru eğilip kalkmadır” dediği iddia edilmişti. Oysa bağlamı farklıydı; huşû ile kılınan namazı yüceltmek için yapılan bir mukayeseydi.

Fakat mahkeme kuruldu. İki duruşma yapıldı. Yüzlerce şahit dinlendi. Ve karar çıktı: İdam.

25 Rebîülâhir 900 (23 Ocak 1495) günü Atmeydanı’nda boynu vuruldu.

İdam edilirken kelime-i şehâdet getirdiği rivayet edilir. Pek çok tarihçi onu “şehid” olarak anmıştır.

Bir Âlimin Ardında Kalanlar

Molla Lütfi yalnız bir kelâmcı değildi. Mantık, felsefe, matematik, edebiyat ve dinî ilimlerde eser verdi. Çalışmalarının çoğunu Arapça yazdı. Harnâme gibi eserleriyle Türkçeye de katkı sundu.

Onun ölümü, Osmanlı ilim tarihinde kara bir sayfa olarak anılır. Çünkü mesele yalnız bir kişinin idamı değil; ilim çevrelerinde kıskançlığın, siyasetin ve kişisel husumetin nasıl yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin örneğidir.

İlim ve Kader

Molla Lütfi’nin hayatı bize iki şey öğretir:

Birincisi, ilim insanı yükseltir.
İkincisi, ilim insanı hedef haline de getirebilir.

Osmanlı medreselerinde yetişen bu parlak zihin, zirveden idam sehpasına uzanan trajik bir yolculuk yaşadı. Fakat bugün hatırlanan onun idamı değil, ilmidir.

Ve belki de asıl soru şudur:

Bir âlimi öldürmek mümkün müdür?
Yoksa fikirleri, zamanın ötesinde yaşamaya devam mı eder?

Molla Lütfi’nin adı hâlâ konuşuluyorsa, cevabı bellidir.

Mahmut ÇİÇEKDAĞI- Yazar/Şair

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift bets10.buzz taraftarium24 taraftarium24 islami chat islami sohbetler