Tarihe dönüp baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri’nin dahil olduğu savaşların sayısı ve yaygınlığı dikkat çekicidir.
Amerika-Meksika Savaşı
İspanya-Amerika Savaşı
Kore Savaşı
Vietnam Savaşı
Körfez Savaşı
Afganistan Savaşı
Irak Savaşı
I. Dünya Savaşı
II. Dünya Savaşı
Amerikan Bağımsızlık Savaşı
Kızılderili Savaşları
Ve daha niceleri…
Bu savaşların ortak noktası nedir?
Toprak, güç, enerji kaynakları… Petrol, uranyum, bor ve stratejik bölgeler.
Yıllar boyunca birçok halk yok oldu, birçok ülke parçalandı.
Ama dünya çoğu zaman sadece izledi.
İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler de bu güç dengesinin önemli bir parçasıdır.
1985 yılında yapılan ilk serbest ticaret anlaşması ve ardından gelen milyarlarca dolarlık askeri yardımlar, bu ilişkinin sıradan bir dostluk olmadığını açıkça göstermektedir.
Bugün ise gözler İran üzerinde.
Donald Trump ne istiyor?
Petrol mü? Bölgesel kontrol mü?
Yoksa Irak, Suriye, Afganistan gibi ülkelerde olduğu gibi yeni bir güç alanı mı oluşturmak istiyor?
“Bir gecede İran’a girer mi?” sorusu soruluyor.
Bu sadece bir askeri mesele değil, aynı zamanda bir gözdağıdır.
“İran’ın elektriği kesilir mi?”
“İran nükleer silah sahibi olabilir mi?”
Bu soruların arkasında tek bir gerçek var:
Güçlü olan kuralları koymak istiyor.
Ama asıl mesele şu:
Bu bir din savaşı mı?
Hayır…
Bu, dinlerin değil, çıkarların savaşıdır.
Bugün Irak’ta, Lübnan’da, Yemen’de yaşananlar; inançlardan çok güç mücadelesinin sonucudur.
Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, enerji yolları, ekonomik yaptırımlar…
Hepsi aynı oyunun farklı hamleleri.
Dünya ülkeleri birleşecek mi?
Gerçek şu ki; hayır.
Çünkü herkesin çıkarı farklı.
Peki savaş bitecek mi?
Belki… ama ne zaman?
İnsanlık, kazandığını sandığı her savaşta aslında biraz daha kaybettiğini anladığında.
Ve belki o gün geldiğinde, silahlar susar…
Ama o güne kadar konuşan tek şey, güç olmaya devam edecek.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI