Tanzimat’tan bu yana eğitimle adeta oyun oynuyoruz. Birimizin yaptığını diğeri bozuyor, biri ötekini suçluyor; tartışma kavgaya dönüyor ama sonuç değişmiyor. Ortada hâlâ arzu edilen bir eğitim sistemi yok.
Oysa eğitimin en temel unsuru öğretmendir. Ne var ki biz, öğretmen yetiştiren kurumları bile siyasetin insafına bıraktık. “Hızlandırılmış eğitim” gibi ne olduğu belirsiz uygulamalarla, aylar içinde öğretmen yetiştirip okullara gönderdik. Kabağın bile yetişemediği sürede öğretmen yetiştirdiğimizi sandık ve çocuklarımızı onlara emanet ettik.
Tanzimat’la birlikte medreselerdeki fen derslerini, ilahiyat bölümlerindeki fen bilimlerini kaldırdık. Sonuç mu? Öğretmen dini bilmiyor, dine mesafeli duruyor; imam fen bilimlerini bilmiyor, bilime mesafeli duruyor. Herkes bilmediğine düşman oluyor. Çünkü insan, bilmediğinin düşmanıdır.
Bugün çocuklarımız daha ilkokul öncesinde kreşlere ve anaokullarına gönderiliyor. Oysa bu kurumlar, Türkçe bilmeyen ya da sosyal uyum sorunu yaşayan çocuklar için bir ihtiyaçtı. Günümüzde ise anne-baba çalıştığı için çocuk evde ahlak eğitimi alamıyor. Aileler parçalanmış, nine-dede desteği kalmamış. Bu boşluk doldurulmadıkça çocuk yalnız kalıyor. Bu noktada camilerin yalnızca ibadet değil, ahlak ve değer eğitiminin de verildiği mekânlar olması gerektiğini söylediğimizde hemen “gericilik” yaftası yapıştırılıyor. Oysa mesele ideoloji değil, insan yetiştirme meselesidir.
Geldiğimiz nokta içler acısıdır. Eğitim, kelimenin tam anlamıyla bir felakete dönüşmüştür.
Zorunlu 12 yıllık eğitim boyunca çocuklara mevcut müfredata göre ders veriliyor. Aynı çocuklar üniversite sınavına giriyor ve temel derslerden yapılan ortalama net sayısı 4–6 arasında kalıyor. Yıllarca sınavlara hazırlanan, etüt merkezlerinde testlerle boğuşan çocuklar neden başarılı olamıyor? Hiç düşündük mü bu başarısızlığın sebebi çocuklar mı, yoksa onları yanlış yönlendiren bizler miyiz?
Batı’yı dilimizden düşürmüyoruz. Oysa Batı’nın eğitim sistemlerinde çocukların yaklaşık yüzde 70’i yeteneklerine göre mesleki eğitime yönlendiriliyor. Biz ise eğitim piramidini tersine çevirmiş durumdayız. Tabanı mesleki eğitimle güçlendirmek yerine herkesi üniversiteye yönlendiriyoruz. Sonuç ortada: Diploması var ama dilekçe yazamıyor.
Devlet sanayi bölgeleri kuruyor, işveren eleman arıyor ama çalışacak insan bulamıyor. Üniversite mezunu işsiz orduları büyürken ara eleman açığı kapanmıyor.
Bütün bu yanlışlardan sonra işsizlikten, büyük şehirlere göçten, gençlerin umutsuzluğundan şikâyet etmeye hakkımız var mı?
Eğitim meselesi ertelenecek bir mesele değildir. Bu bir savaşsa, artık başlatılmalı ve kazanmak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
Çünkü bu ülkenin geleceği, eğitimde kaybettiğimiz her yılda biraz daha eksilmektedir.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI-Şair/Yazar