...
"Bir gün atomun enerjisini serbest bırakacağız,
gezegenler arası yolculuklar gerçekleştireceğiz,
ömrü uzatıp tüberküloz ve kanseri tedavi edeceğiz…
Ama en düşük seviyeli kişiler tarafından yönetilmiş olmanın sırrını asla çözemeyeceğiz.” diyor. - Jean Rostand -
Bugün bu yazıyı bir dostum sosyal medyasında paylaşmış.
Fransız biyolog ve düşünürün sözleri, bizleri de derinden düşündürüyor.
İnsanoğlu atomun enerjisini çözmüş; uzayın derinliklerine gözünü dikmiş, gezegenler arası yolculuğu hayal olmaktan çıkarmış.
Bilim ilerliyor, teknoloji gelişiyor, hastalıklar bir bir çözülüyor.
Ama hâlâ çözülemeyen bir şey var:
İnsanlar neden en doğru, en donanımlı, en liyakatli kişileri değil de en yetersiz olanları yönetici seçiyor acaba?
Yıllarca devlet memurluğu yaptım.
Kooperatiflerde, şirketlerde ve esnaf odalarında yüzlerce hükümet komiseri olarak görev aldım.
Gördüğüm manzara hep aynıydı:
Bilgili ve donanımlı insanlar geri planda kalırken, hiçbir vasfı olmayan kişiler yönetimin başına geçiyordu.
Peki nasıl?
Çok basit…
İnsanları küçük jestlerle kendilerine borçlu hissettiriyorlar.
Bir çay, bir sigara, bir “efendim”, bir ceket ilikleme bile...
Ve insanlar, liyakati değil; kendilerine gösterilen o küçük ilgiyi ödüllendiriyor.
Toplantı başlıyor…
Sonuç değişmiyor.
En doğru kişi değil, lüzumlu lüzumsuz en çok konuşan, her yalanı rahatlıkla söyleyebilen, her türlü manevra ile kendini öne çıkaran kişiler seçiliyor.
Sonra ne oluyor?
Koltuğa oturduğunda cahilin cesareti devreye giriyor.
Seçildiği kurumlar bilinçsizce savruluyor.
Hesapsız harcamalar, yanlış kararlar, boşa giden emekler ve sonra tüm bu hatalar, görev zararı olarak kaydedilip geçiliyor.
İnsan ister istemez tabii ki üzülüyor.
Üstelik bu durum sadece küçük cemiyet yapılarında sınırlı değil.
Biraz yukarı baktığınızda aynı tabloyu görüyorsunuz:
Sendika başkanları, oda başkanları, siyasi liderler, hepsi.
Görüldüğü gibi yıllarca koltuğunu bırakmayan, kendini yenilemeyen yönetimler var.
Bir insan kendi şirketini bile 20 yıl aynı şekilde yönetemezken, bazıları 25 yıl, 30 yıl seçildiği koltukta kalabiliyor.
Bunun artık kişiden çok sistem meselesi olduğu apaçık ortaya çıkıyor.
Elbette herkes aynı değil.
Ama ne yazık ki çoğunluk; bilgiden çok etkileme yeteneğiyle, dürüstlükten çok kolay sözlerle, liyakatten çok yakınlıkla yer buluyor.
Sorun şu:
Biz hâlâ aklı değil, duygusal borcu ödüllendiriyoruz.
Ve bu değişmediği sürece…
Ne teknoloji, ne bilim, ne de zaman bunu tek başına düzeltebilir.
Çünkü mesele hem bilgi eksikliği, hem de bilinç eksikliğidir.
Saygılarımla,
Kemal Yazar