Bir zamanlar birbirimizin yüzüne bakar, aynı sofrada ekmeğimizi bölüşür, darda kalanın elinden tutardık. Komşumuzun hâlini hatırını sormadan, büyüğümüzün duasını almadan güne başlamazdık.
Şimdi ise bambaşka bir toplumsal gerçekliğin ortasındayız...
Artık herkes birer ekran karşısında: Herkes yönetmen, herkes kameraman, herkes hâkim, herkes savcı!
Bir olay mı yaşandı? Yardım etmek yerine ilk reflex telefonlara sarılmak oluyor. Kamera açılıyor, kayıt yapılıyor ve saniyeler içinde sosyal medyada dolaşıma sokuluyor. Ardından linç kültürü, hakaretler, yargısız infazlar... Bir insanın düşüşünü izlemek, onun elinden tutup kaldırmaktan ne yazık ki daha cazip hale geldi.
Kamera Güvenlik İçin Mi, Silah Olarak Mı?
Teknolojinin ve güvenlik kameralarının suçların önlenmesindeki rolü tartışılmaz. Ancak bugün geldiğimiz noktada kameralar bir güvenlik aracından çıkıp, insanların birbirini teşhir ettiği, küçük düşürdüğü bir silaha dönüştü.
Bir görüntünün öncesini ve sonrasını bilmeden birkaç saniyelik videoyla ömürlük hükümler veriyoruz. Tıklanma ve “fenomen olma” arzusu, ne yazık ki mahremiyet duygumuzu da insanlığımızı da gölgeliyor.
Sadece Dijitalde Mi Yalnızlaştık?
Hayır, sorun sadece sosyal medyadan ibaret değil. Hayatın her alanında bir aşınma yaşıyoruz:
-
Sanalda Yüzlerce Arkadaş, Yandairede Yalnızlık: Yan dairede kimin yaşadığını bilmeden, perdeleri kapatıp sosyal medyada bağ kurmaya çalışıyoruz. "Çayın hazır, gel" denen komşuluk günlerinden, birbirimizin adını dahi bilmediğimiz kapalı kapılar ardına çekildik.
-
Ekonomik Baskı ve Ezilen İnsan: Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı aile içi huzuru etkiliyor. Çalışan insan sadece bir "personel" değildir; bir anne, bir baba, bir evlattır. Emeğin değersizleştiği yerde insanın değeri de yaralanıyor.
-
Kutuplaşan Diller: Farklı düşünmek düşmanlık haline getirildi. Televizyon ekranlarından, sosyal medya mecralarından ve siyasetin dilinden sızan ötekileştirici söylem, aynı mahallede yaşayan insanları birbirine yabancılaştırıyor.
-
Sınav Makinesine Dönüşen Çocuklar: Eğitim sistemimiz çocuklarımıza test çözmeyi öğretiyor ama düşünmeyi, paylaşmayı, saygıyı ve "insan olmayı" öğretmekte eksik kalıyor.
Değişim Nereden Başlayacak?
Teknoloji ilerleyebilir, şehirler gökdelenlerle dolabilir, ekonomi büyüyecektir... Ancak ahlak, merhamet ve komşuluk bittiğinde geriye medeniyet adına hiçbir şey kalmaz.
Telefonlarımız akıllanırken insani değerlerimizin körelmesine izin vermemeliyiz. Kameralarımız çoğalsın ama mahremiyetimiz yok olmasın. Siyaset konuşulsun ama kardeşliğimiz bitmesin.
Mesele sadece bugünü kurtarmak değil; çocuklarımıza nasıl bir toplum bırakacağımızdır. Değişimi başkalarından beklemek yerine yine kendimizden başlatmalıyız:
-
Bir kamerayı doğrultmadan önce düşünerek,
-
Komşumuzun kapısını yeniden çalara,
-
Ve en önemlisi, karşımızdakini sadece "öteki" değil, yeniden "insan" olarak görerek...
Son sözümüz net olsun: Teknoloji gelişsin ama insanlığımız yaşasın.