Küçük şehirlerde üniversite hayatı dışarıdan bakıldığında sakin görünür. Kalabalıklar azdır, tempo düşüktür, hayat daha “kolay” sanılır. Ama içeriden bakınca tablo değişir. Çünkü mesele şehir değil, o şehirde büyümeye çalışan hayatlardır.
Finike gibi yerlerde ya da benzer küçük yerleşimlerde üniversite öğrencisi olmak, çoğu zaman iki duygu arasında sıkışmaktır: kalmak ve gitmek.
Bir yanda “buradan çıkmalıyım” diyen bir düşünce vardır. Büyük şehirler, yeni işler, farklı hayatlar… Diğer yanda ise alışılan sokaklar, kurulan dostluklar ve aslında fark edilmeden bağlanılan bir düzen.
Bu ikisi aynı anda yaşanır. Ve çoğu zaman net bir karar değil, ertelenen bir his kazanır.
Öğrenci evleri bu sürecin en gerçek tanığıdır. Dağınık bir masa, yarım kalmış bir kahve, sabaha kadar süren sohbetler… Hepsi bir dönemin içinden geçer ama hiçbiri tam olarak kalıcı değildir.
Zaman ilerledikçe bazı öğrenciler gerçekten gider. Sessizce, büyük cümleler kurmadan… Bir gün evde bir yatak boşalır, bir sandalye eksilir, bir çanta kapının yanında kaybolur. Giden kişi çoğu zaman çok konuşmaz ama gidişi uzun süre konuşulur.
Asıl zor olan ise kalanlardır.
Çünkü kalan kişi, her gün aynı sokaktan geçerken aslında kendi kararını da tekrar tekrar düşünür. “Ben neden gitmedim?” sorusu sessizce eşlik eder. Bu soru yüksek sesle söylenmez ama etkisi güçlüdür.
Üniversite yılları çoğu zaman büyük başarı hikâyeleriyle anlatılır. Mezuniyetler, diplomalar, yeni başlangıçlar… Ama gerçek hikâye çoğu zaman bu büyük başlıkların arasında, görünmeyen anlarda saklıdır.
Bir arkadaşın ansızın gitmesi, bir diğerinin sessizce uzaklaşması, planların yarım kalması… Ve tüm bunların günlük hayatın sıradanlığı içinde yaşanması.
Belki de mesele şudur: Hayat büyük kararlarla değil, küçük ayrılıklar ve küçük kalışlarla şekillenir.
Küçük şehirlerde üniversite okumak biraz da bunu öğretir insana. Her şeyin geçici olduğunu ama bazı duyguların uzun süre kalabildiğini…
Ve en sonunda insan şunu fark eder:
Asıl soru “nereye gideceğim?” değildir.
Asıl soru “burada kalırsam kim olacağım?”dır.
Cengiz ÇETİK