Bazı tarihler vardır…
Sessizdir ama içinden çığlık geçer.
6 Mayıs, işte öyle bir gün.
Bir sabah…
Güneş doğdu belki ama
üç gencin hayatı karanlıkta kaldı.

Deniz Gezmiş…
Yusuf Aslan…
Hüseyin İnan…
Üç isim değil sadece…
Üç yarım kalmış ömür,
üç susmayan hikâye…
Daha yaşanacak ne çok şey varken,
daha kurulacak hayaller, söylenecek sözler varken…
bir ipte düğümlendi zaman.
Ve o an…
Sadece üç beden değil,
bir ülkenin içinden bir parça da asıldı göğe.
Yıllar geçti…
Takvimler değişti, yüzler değişti, şehirler büyüdü…
Ama o sabahın ağırlığı hiç eksilmedi.
Çünkü bazı ölümler unutulmaz.
Bazı vedalar tamamlanmaz.
Onlar korkmadılar.
Son adımlarını atarken bile
inandıkları yoldan dönmediler.
Belki gençtiler…
Belki eksiktiler…
Ama eğilmediler.
İnsan bazen haklı olduğu için değil,
inandığı için dimdik durur.
Ve o duruş, zamandan daha uzun yaşar.
Bugün onları anarken,
bir fikri değil…
bir yüreği hatırlıyoruz.
Bir cesareti…
Bir vazgeçmeyişi…
Ve en çok da yarım kalan bir baharı…
“Üç fidan” derler ya…
Evet, öyleydiler.
Toprağa düşen değil,
toprağa emanet edilen üç fidan…
Ve belki de bu yüzden…
her 6 Mayıs’ta
rüzgâr biraz daha ağır eser bu ülkede.
Çünkü bazı isimler ölmez…
sadece sessizliğe karışır.
Ama unutma…
Bir gün gerçekten adalet konuşulacaksa bu ülkede,
o gün darağaçları değil,
o darağaçlarının gölgesinde büyüyen sessizlik yargılanacak
Cengiz ÇETİK
Anneye Kalan Üç Ah
Anne…
Bugün yine içimde bir şey eksik.
Adını koyamadığım bir sızı
boğazıma düğümleniyor.
Sen bir evladını toprağa verince
dünya nasıl susarsa,
bu memleket de öyle sustu o sabah…
Deniz Gezmiş’in annesi gibi düşündüm seni,
Yusuf Aslan’ın gözlerindeki son izi,
Hüseyin İnan’ın yarım kalan vedasını…
Bir anne,
evladının boynuna ip değeceğini hisseder mi anne?
Gece uykusu bölünür mü durduk yere?
Kalbi sebepsiz çarpar mı?
Sen söyle…
Ben bugün üç ana gördüm gökyüzünde,
üçü de aynı yerden ağlıyordu sanki.
Yağmur değildi yağan,
analardı…
Anne…
Biz büyürken masallar anlatılırdı bize,
iyiler kazanır derdin.
Peki o sabah…
hangi masal sustu?
Bir evlat gider…
Ama bir anne eksilmez mi her gidişte?
Bir ülke,
üç annenin duasını taşıyabilir mi sırtında?
Ben sana sarılır gibi yazıyorum şimdi,
çünkü bu acı tek başına taşınmıyor.
Onlar giderken
belki korkmadılar…
ama arkalarında
korkudan daha ağır bir şey bıraktılar:
Eksiklik…
Anne…
Eğer bir gün bu ülkede rüzgâr ansızın sert eserse,
bil ki sadece hava değil değişen…
birilerinin içi titriyordur hâlâ.
Ve eğer bir gün
bir darağacının gölgesi düşerse yüreğine,
korkma…
O gölgede üç genç değil,
üç annenin ahı durur.
Ve bazı ahlar vardır, anne…
ne zaman geçer,
ne de unutulur.
Onlar sadece susar…
ama insanın içinden hiç gitmez.
Cengiz Çetik- 05-05-2026-Finike