Bir gün melekler, mutluluğu insanlardan saklamaya karar vermişler.
“Öyle bir yere saklayalım ki kolay bulamasınlar. Belki zor bulduklarında kıymetini daha iyi bilirler.” diyerek başlamışlar düşünmeye.
Ama sorun büyükmüş; çünkü mutluluğu saklamak hiç de kolay değilmiş.
Kimisi, “Everest’in tepesine saklayalım.” demiş. Bir başkası, “Atlas Okyanusu’nun en derin yerine…” diye karşılık vermiş. Tac Mahal’in kubbesini, Mekke sokaklarını, İtalyan sofralarını, bir hastanenin yeni doğan odasını, dondurma külahını, şarap şişesini, sigara paketini, rengârenk lale bahçelerini düşünmüşler… Dünyada akla gelebilecek pek çok yeri saymışlar ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş.
Derken meleklerden biri gülümseyerek: “Buldum!” demiş. “Mutluluğu insanların içine saklayalım. Kimsenin aklına kendi içine bakmak gelmez.”
İşte o gün bugündür mutluluk, insanın kendi içinde saklıymış.
Belki de hayatın en büyük yanılgısı, mutluluğu hep dışarıda aramak… Bir başkasının sevgisinde, sahip olduklarımızda, kalabalıklarda, uzaklarda ya da hiç gelmeyecek bir günde bulacağımızı sanmak.
Oysa mutluluk bazen bir nefeste, bazen sevdiğimiz bir insanın sesinde, bazen içten edilen bir duada, bazen de sahip olduklarımızın farkına vardığımız küçücük bir anda saklıdır.
Demek ki önce başkalarının hayatına değil, kendi içimize bakmak gerekiyor. Çünkü insan, kendi içindeki huzuru keşfetmeden dünyanın en güzel yerlerine gitse bile eksik kalıyor.
Kıymetini bildiğimiz her şey mutluluğa dönüşür; şükretmeyi bildiğimiz her gün ise ömrümüze güzellik katar.
Benden söylemesi… Mutluluğu uzaklarda aramayın. Belki de yıllardır aradığınız şey, sessizce içinizde sizi bekliyordur.
Mutlu, huzurlu ve gönlünüzce bir gün diliyorum.
Saygılarımla,