Bugün yine kendimi ziyarete gittim. "Bir çay koy da iki lafın belini kıralım" dedim.
Kırmadı, oturduk. Geçmişi konuştuk, geleceği konuştuk. Çocukları, torunları, bizim olmayan elin malını mülkünü, geçim derdini, havaların halini, memleketin gidişatını, ekini, harmanı, emekliye gelecek zammını, komşu Mehmet Emmi’nin bitmeyen gamını, pazarın pahalılığını, belediyenin doğru dürüst iş yapmadığını, market arabasının artık sadece bir nostalji aracı olarak durduğunu konuştukça konuştuk.
Neyse sonra; laf döndü dolaştı, çevreye ve dünyanın nereye koştuğuna geldi. Savaştan, barıştan, petrole gelen zamdan, Filistin’de dökülen kandan derken, baktık ki işin içinden çıkılacak gibi değil; sonunda ikimiz de aynı cümlede buluştuk:
"Galiba kıyamet artık yaklaştı" diyerek o konuyu da kapattık.
Sohbet genelde güzeldi. Çoğu konuda birbirimizi ikna ettik. Zaten ikimiz de aynı kafadayız; aramızda fazla bir muhalefet çıkmadı!
Sonra bana bakarak ukalaca bazı nasihatler vereceğini söyledi:
"Dinle Kemalciğim;" dedi. "Başının ağrımasını istemiyorsan, huzurlu olmak istiyorsan;
-
Kimseye kefil olma.
-
Sağlığını ihmal etme.
-
Kimsenin hayatına özenme.
-
Olduğundan farklı görünme.
-
Bilmediğin konuda konuşma.
-
Kimseye akıl vermeye kalkma…
-
Herkesin senden daha akıllı olabileceğini unutma.
-
Doğruluktan ayrılma.
-
Kredi kartının asgarisini yatırıp yine harcamaya devam etme.
-
Dostunla iş ortaklığı yapma.
-
Her dost bildiğine sırrını verme.
-
Ve sakın hayatının tamamını kimseye anlatma..."
"Bir dur bakalım!" dedim. "Neden?"
Gülümsedi. "Gezilen yerlerin, okunmuş kitabın, izlenmiş filmin ikinci turu nasıl kimseyi heyecanlandırmıyorsa, bütün hayatını bir çırpıda anlatırsan insanların sana olan merakı da biter" dedi.
Durup düşündüm...
"Vallahi bu ukala dediklerinde yine haklı çıktı" dedim.
Neyse, sohbet bitti tam kalkıp gideceğim, omzuma hafifçe dokundu. İçimden, "Dur bakalım, bu yine bir akıl satmaya kalkacak" dedim.
"Bak Kemalciğim, bir şey daha söyleyip gideceğim" dedi. "Herkesle yapabildiğince iyi geçinmeye çalış. Ama ne olursa olsun benimle aramızı sakın bozma. Çünkü çoğu zaman kapıştığımız olsa da bu hayatta en uzun dostluğu sen benimle kurdun! Benimle aran bozulursa her şeyin bozulur" dedi ve gitti.
Ben de ancak peşinden "Haklısın" diyebildim.
Şimdi bazıları diyecek ki: "Bizim Kemal artık kendiyle konuşmaya başlamış, Fatiha'sı yaklaşmış, yavaştan yavaştan kafayı sıyırmış."
Yok canım, o kadar da değilim.
Velhasıl, şaka bir yana; insan ara sıra kendini ziyaret etmeli ve kendisini sorgulamalı. Çünkü bazen en doğru nasihat, en güvendiğin kişiden gelir. O kişi de aynada sana bakan kişidir. Unutma...!
Saygılarımla,