Tarih boyunca baskıyla, korkuyla, hukuki ya da siyasi süreçlerle susturulmak istenen birçok insan, tam tersine toplumun gözünde büyümüştür.
Anadolu'nun meşhur sözü boşuna söylenmemiş:
"Şeyh uçmaz, mürit uçurur."
Bugün ise durum biraz farklı:
Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş uçmadı. Onları, "iktidarı elimizden alacaklar" telaşına kapılan AK Parti'nin attığı her adım biraz daha uçurdu.
Bazen insan rakibini yıpratmaya çalışırken, farkında olmadan onun en etkili seçim kampanyasını da kendisi yapar. Siyasette de bazen böyle tablolar ortaya çıkar. İktidarlar bazen rakiplerini zayıflatmak, zarar vermek isterken, attıkları yanlış adımlarla onları daha da güçlendirir. Kimi zaman kurulan tuzak, dönüp dolaşıp onu kuranın ayağına dolaşır.
Çünkü bazen insanları büyüten şey başarılarından çok, maruz kaldıkları mağduriyet ve baskılardır. Korku siyaseti, farkında olmadan kahramanlar yaratır.
Mesela Ekrem İmamoğlu bunun en dikkat çekici örneklerinden biri olarak görülüyor. Bir ilçe belediye başkanlığından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına uzanan siyasi yolculuğunda hakkında peş peşe soruşturmalar açıldı, davalar yürütüldü ve sonunda tutuklandı.
Peki sonuç ne oldu?
Onu siyaset sahnesinden silmek isteyenler, birçok kişinin gözünde daha da görünür ve daha güçlü bir figür ortaya çıkardı. Bugün onu ülkenin en güçlü cumhurbaşkanı adaylarından biri olarak görenlerin sayısının arttığını düşünen geniş bir kesim bulunuyor.
Ardından Özgür Özel sahneye çıktı. İlk günlerde küçümsenen, hafife alınan bir isimdi. Ancak zamanla izlediği siyaset, kullandığı dil ve toplumla kurduğu iletişim sayesinde geniş kitlelerin dikkatini çekti. Sonrasında yaşanan siyasi ve hukuki tartışmalar ile genel başkanlığına ilişkin butlan kararı da onu gündemin merkezine taşıdı.
İşte tam burada siyasetin değişmeyen gerçeği bir kez daha ortaya çıkıyor:
Bir siyasetçiyi etkisiz hale getirmeye çalışırken, farkında olmadan ona daha büyük bir güç kazandırabilirsiniz.
Bugün toplumun önemli bir kesiminde oluşan kanaat, korku siyasetinin artık eskisi kadar etkili olmadığı yönünde. İnsanlar baskıyla yönlendirilmek yerine yaşananları kendi vicdanlarında tartıyor, değerlendirmesini kendileri yapıyor.
Hatta sokakta yapılan sohbetlerde, geçmişte Recep Tayyip Erdoğan'ın yakaladığı güçlü toplumsal rüzgâra benzer bir atmosferin bugün Özgür Özel etrafında oluştuğunu dile getirenler de az değil. Bunun sandığa nasıl yansıyacağını elbette zaman gösterecek. Ancak görünen o ki, hukuku bir kenara koyup baskıyla durdurulmak istenen isimler tam tersine kahramanlaşıp daha geniş kitlelerin ilgisini çekiyor.
Mansur Yavaş ise bunun farklı bir örneği olarak öne çıkıyor. Sakin üslubu, ölçülü dili ve dürüst yönetim anlayışıyla kamuoyunda güçlü bir karşılık buluyor. Hakkında yapılan her tartışma, onu gündemden düşürmek yerine daha fazla konuşulur hale getiriyor.
Çünkü millet kör değildir.
Millet susabilir...
Bekleyebilir...
Sabredebilir...
Ama gördüğünü unutmaz.
Ve zamanı geldiğinde kararını sandıkta verir.
İşte demokrasinin en büyük gücü de budur.
Tarih bunun örnekleriyle doludur. Gücüne sonsuza kadar güvenen nice siyasetçi, nice bürokrat ve nice yargı mensubu bugün tarihin dipnotlarında kaldı. Makamlar geçicidir; kalıcı olan adalet duygusu ve milletin vicdanıdır.
Siyasette yapılabilecek en büyük hatalardan biri, rakibini yok etmeye çalışırken onu büyütmektir. Çünkü bazen insanlar başarılarıyla değil, maruz kaldıkları haksız baskılarla toplumun gözünde sembolleşir.
Unutulmaması gereken gerçek şudur:
Korku, iktidar kurabilir; ama gönülleri fethedemez.
Baskı, insanları susturabilir; ama düşünceleri durduramaz.
Ve bazen bir iktidarın en güçlü rakibini, bizzat kendi uyguladığı korku ve baskı siyaseti yaratır.
Çünkü susturulmak istenen her mağdur ses, toplumun vicdanında daha da büyür.
Bugünün kahramanlarını, hatta hatta ülkeyi yönetecek kişileri aslında onları susturmaya çalışanlar ortaya çıkarmıştır.
Saygılarımla,