Kemal YAZAR
Köşe Yazarı
Kemal YAZAR
 

İyilerin Ömrü Neden Kısa

  Dünyanın düzenine bir türlü ayak uyduramadım… Daha doğrusu, bu düzenin mantığına akıl sır erdiremedim. Arkadaş, öyle garip bir dünyada yaşıyoruz ki; bazen insan oturup kendi kendine soruyor: “Bu hayatın adaleti nerede?” Etrafıma bakıyorum; nerede iyi bir insan var, ömrü kısa… Nerede güzel bir sanatçı, kalemi güçlü bir yazar, gerçeğin peşinde koşan bir gazeteci, geleceği yetiştiren iyi bir öğretmen, ülkesine hizmet etmek isteyen iyi bir siyasetçi, çevresine faydası dokunan iyi bir vatandaş, gönlü zengin ve yardımsever bir insan var; daha yapacağı onca iyilik, ortaya koyacağı onca eser, vereceği onca hizmet varken hayat fırsat vermeden alıp götürüyor. Daha söyleyecek sözleri, yazacak satırları, üretecek eserleri, yetiştirecek öğrencileri, dokunacak hayatları, yapacak iyilikleri varken… Sanki hayat, en çok ihtiyaç duyduğumuz insanları en erken çağırıyor ve perde birden kapanıyor. Sonra dönüp öbür tarafa bakıyorsun… Nerede kötülük var; orada uzun bir ömür. Nerede arsızlık, hırsızlık, ipsizlik, yalancılık, dolandırıcılık, insanları kandırmak, eşine ve çocuklarına zulmetmek, anne babasına eziyet etmek, komşusuna huzur vermemek, çevresine zarar saçmak var; yıllar geçiyor, adam hâlâ ortalıkta! Her yüz kelimesinin doksanı yalan, attığı her adım bir başkasının canını yakıyor; ama yine de yıllar yılları kovalıyor… 80 yaşına geliyor, 90 yaşına geliyor; hâlâ aynı kötülükleri yapmaya devam ediyor. İnsan ister istemez durup düşünüyor: “Bu nasıl bir yaşam düzeni?” Sanki hayat bazen teraziyi şaşırıyor… İyinin elinden fırsatları erkenden alıyor, kötünün önüne ise yılları seriyor. Tıpkı bir ağacın meyve vereceği zaman kesilmesi, meyvesiz bir ağacın ise yıllarca yer kaplaması gibi… Elbette insan ömrünü kendi belirlemiyor. Ölümün ne zaman geleceğini de bilmiyoruz. Ama insanın kafasını kurcalayan şey ölümün kendisi değil; iyiliğin yarım, kötülüğün uzun sürmesi gibi görünen bu tuhaflık. Örneğin Gazi Mustafa Kemal Atatürk… 57 yaşında bu dünyadan ayrıldı. Daha yapacağı, değiştireceği, geliştireceği ne çok şey vardı. Kim bilir biraz daha yaşasaydı bu ülke için, insanlık için daha neler yapacaktı? Bir insan düşünün; ömrünü millete, memlekete ve geleceğe adamış… Sonra ömrü kısa kesiliyor. Öte yanda, hayatı boyunca çevresine zarar vermekten başka bir şey yapmayan insanlar var; onlarca yıl yaşamaya devam ediyor. İşte insanın aklı burada karışıyor. Kimi daha yapacak çok şeyi varken gidiyor, kimi ise gitmesi gereken yerde yıllarca kalıyor. Kimi arkasında eser, sevgi, iyilik ve güzel bir isim bırakıyor. Kimi ise arkasında kırılmış kalpler, mağdur edilmiş insanlar ve kötü hatıralar bırakmasına rağmen hâlâ yaşamaya devam ediyor. Belki de dünyanın en büyük imtihanlarından biri bu: Hayatın süresiyle, insanın dünyaya kattığı değerin aynı şey olmadığını anlamak. Çünkü uzun yaşamak her zaman güzel yaşamak değildir. Çok yaşamak, çok şey bırakmak anlamına da gelmez. Bazıları kısa bir ömre koca bir hayat sığdırır. Bazıları ise uzun bir ömre tek bir güzel iz bile bırakamaz. İşte ben bu dünyanın düzenine değil, bu düzenin içindeki adaleti anlamaya akıl sır erdiremedim. Oturup düşündüğünde insanın söyleyecek sözü değil, anlayacak mantığı kalmıyor. Belki de bu yüzden insan bazen gökyüzüne bakıp sadece şunu söyleyebiliyor: “Allah’ım, bu düzenin hikmetini biz anlayamıyoruz… Sen biliyorsun.” Kemal Yazar
Ekleme Tarihi: 18 Eylül 2026 -Cuma

İyilerin Ömrü Neden Kısa

 

Dünyanın düzenine bir türlü ayak uyduramadım… Daha doğrusu, bu düzenin mantığına akıl sır erdiremedim.

Arkadaş, öyle garip bir dünyada yaşıyoruz ki; bazen insan oturup kendi kendine soruyor:

“Bu hayatın adaleti nerede?”

Etrafıma bakıyorum; nerede iyi bir insan var, ömrü kısa… Nerede güzel bir sanatçı, kalemi güçlü bir yazar, gerçeğin peşinde koşan bir gazeteci, geleceği yetiştiren iyi bir öğretmen, ülkesine hizmet etmek isteyen iyi bir siyasetçi, çevresine faydası dokunan iyi bir vatandaş, gönlü zengin ve yardımsever bir insan var; daha yapacağı onca iyilik, ortaya koyacağı onca eser, vereceği onca hizmet varken hayat fırsat vermeden alıp götürüyor.

Daha söyleyecek sözleri, yazacak satırları, üretecek eserleri, yetiştirecek öğrencileri, dokunacak hayatları, yapacak iyilikleri varken… Sanki hayat, en çok ihtiyaç duyduğumuz insanları en erken çağırıyor ve perde birden kapanıyor.

Sonra dönüp öbür tarafa bakıyorsun…

Nerede kötülük var; orada uzun bir ömür.

Nerede arsızlık, hırsızlık, ipsizlik, yalancılık, dolandırıcılık, insanları kandırmak, eşine ve çocuklarına zulmetmek, anne babasına eziyet etmek, komşusuna huzur vermemek, çevresine zarar saçmak var; yıllar geçiyor, adam hâlâ ortalıkta!

Her yüz kelimesinin doksanı yalan, attığı her adım bir başkasının canını yakıyor; ama yine de yıllar yılları kovalıyor…

80 yaşına geliyor, 90 yaşına geliyor; hâlâ aynı kötülükleri yapmaya devam ediyor.

İnsan ister istemez durup düşünüyor:

“Bu nasıl bir yaşam düzeni?”

Sanki hayat bazen teraziyi şaşırıyor… İyinin elinden fırsatları erkenden alıyor, kötünün önüne ise yılları seriyor.

Tıpkı bir ağacın meyve vereceği zaman kesilmesi, meyvesiz bir ağacın ise yıllarca yer kaplaması gibi…

Elbette insan ömrünü kendi belirlemiyor. Ölümün ne zaman geleceğini de bilmiyoruz. Ama insanın kafasını kurcalayan şey ölümün kendisi değil; iyiliğin yarım, kötülüğün uzun sürmesi gibi görünen bu tuhaflık.

Örneğin Gazi Mustafa Kemal Atatürk…

57 yaşında bu dünyadan ayrıldı.

Daha yapacağı, değiştireceği, geliştireceği ne çok şey vardı. Kim bilir biraz daha yaşasaydı bu ülke için, insanlık için daha neler yapacaktı?

Bir insan düşünün; ömrünü millete, memlekete ve geleceğe adamış… Sonra ömrü kısa kesiliyor.

Öte yanda, hayatı boyunca çevresine zarar vermekten başka bir şey yapmayan insanlar var; onlarca yıl yaşamaya devam ediyor.

İşte insanın aklı burada karışıyor.

Kimi daha yapacak çok şeyi varken gidiyor, kimi ise gitmesi gereken yerde yıllarca kalıyor.

Kimi arkasında eser, sevgi, iyilik ve güzel bir isim bırakıyor. Kimi ise arkasında kırılmış kalpler, mağdur edilmiş insanlar ve kötü hatıralar bırakmasına rağmen hâlâ yaşamaya devam ediyor.

Belki de dünyanın en büyük imtihanlarından biri bu:

Hayatın süresiyle, insanın dünyaya kattığı değerin aynı şey olmadığını anlamak.

Çünkü uzun yaşamak her zaman güzel yaşamak değildir. Çok yaşamak, çok şey bırakmak anlamına da gelmez.

Bazıları kısa bir ömre koca bir hayat sığdırır. Bazıları ise uzun bir ömre tek bir güzel iz bile bırakamaz.

İşte ben bu dünyanın düzenine değil, bu düzenin içindeki adaleti anlamaya akıl sır erdiremedim.

Oturup düşündüğünde insanın söyleyecek sözü değil, anlayacak mantığı kalmıyor.

Belki de bu yüzden insan bazen gökyüzüne bakıp sadece şunu söyleyebiliyor:

“Allah’ım, bu düzenin hikmetini biz anlayamıyoruz… Sen biliyorsun.”

Kemal Yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.