Toplum olarak en büyük alışkanlıklarımızdan biri, başımız her sıkıştığında yüzümüzü Batı’ya ya da Uzak Doğu’ya çevirip o meşhur cümleyi kurmak: "Bakın Japonya’da sistem nasıl işliyor!"
Özellikle eğitim konusunda Japonya örneği dilimizden düşmez. Çocukların kendi okullarını temizlediği, sorumluluk bilincinin küçük yaşta aşılandığı o disiplinli yapıya imrenerek bakarız. Ancak madalyonun öteki yüzünde, o hayran kaldığımız sistemleri kendi ülkemizde uygulamaya kalksak muhtemelen ilk itirazı yine bizler ederiz. "Ben vergisini veriyorum, okulun temizliği görevlilerin işi" diyerek sorumluluktan kaçar; güvenlik önlemi gereği kapıda kimlik soran görevliyle tartışmaya gireriz.
Çelişkiler Yumağı
Son günlerde bazı illerimizde yaşanan üzücü hadiseler, haklı olarak ailelerde bir korku ve telaş yarattı. Veliler tepki olarak çocuklarını okula göndermemeyi tercih etti. Elbette güvenlik en temel haktır ve yetkililerin bu konuda tavizsiz olması gerekir. Ancak her şeyi sadece "yukarıdan" beklemek ne kadar gerçekçi?
Toplum olarak derin bir çelişki içindeyiz. Hem güvenliğin sıkı olmasını istiyoruz hem de okul giriş-çıkış saatlerinde kuralları hiçe sayarak kapılara hücum ediyoruz. Hem sistemin yetersizliğinden yakınıyoruz hem de çözümün bir parçası olmaya yanaşmıyoruz.
Görmezden Gelmek Çözüm Değil
Geçenlerde şahit olduğum bir olay, bu duyarsızlığın ne boyuta ulaştığını acı bir şekilde gösterdi: Bir parkta, bebeğinin yanı başında uyuşturucu kullanan gence müdahale ettiğimde, uyardığım anneden aldığım tepki "Sen işine bak, başımı belaya sokamam" oldu. Kendi evladının sağlığı ve güvenliği söz konusuyken bile "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığıyla hareket eden bir anlayış, toplumun en büyük yarasıdır.
Bir olay yaşandığında sosyal medyada kınama mesajları yayınlamak, birkaç sert cümle yazmak vicdanımızı rahatlatmaya yetmiyor. Kafamızı devekuşu gibi kuma gömerek sorunların yok olmasını bekleyemeyiz. Güvenlik sadece polisle, jandarmayla ya da kapıdaki bekçiyle sağlanmaz; güvenlik, bir toplumun birbirine ve çevresine sahip çıkmasıyla başlar.
Ne Yapmalı?
Çocuklarımızı okuldan mahrum bırakmak yerine, "biz ne yapabiliriz?" sorusunu sormalıyız. Belki emekli aileler olarak sırayla okul çevrelerinde gönüllü gözetmenlik yapmalı, mahallemizdeki şüpheli durumları görmezden gelmemeli ve her şeyden önemlisi, kuralların hepimiz için olduğunu kabul etmeliyiz.
Sadece eğitimde değil; sağlıkta da diyanette de her kuruma bir kulp bulup kenara çekilmek kolaydır. Zor olan, o aksayan çarkın dönmesi için bir omuz da bizim vermemizdir. Toplum olarak bir an önce kendimize gelmeli, şikayet etmek yerine sorumluluk almayı öğrenmeliyiz. Unutmayalım ki; biz değişmeden, örnek gösterdiğimiz o dünyalar bize hiçbir zaman yakın olmayacak.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI