Her Kurban Bayramı yaklaştığında, sokaklarda, kahvehanelerde ve özellikle sosyal medyada benzer bir koro yükselmeye başlar. Kurban ibadetinin ruhundan ziyade; kurumları, kişileri ve fiyatları hedef alan bir "bahaneler silsilesi" alır başını gider.
Aslında mesele ne Diyanet’in bütçesi, ne vakıfların yönetim şekli, ne de pazarın pahalılığıdır. Mesele; bir kulun Yaradan’ına olan teslimiyetini sorgulamaktan kaçıp, faturayı başkalarına kesme kolaycılığıdır.
"Oraya Vermem, Buraya Güvenmem"
Toplumda yerleşik bir direnç oluşmuş durumda: "Diyanet’e vermem, başkanı lüks arabaya biniyor", "Cemaate kestirmem, kendileri yiyor", "Pazarcı fırsatçı, ondan almam"... Liste uzayıp gidiyor. Dikkat ettiniz mi? Bu cümlelerin hiçbiri ibadetin özüne dair değil, tamamen çevre faktörlere dair bahanelerdir.
Peki, bu bahanelerin arkasına sığınıp kurban kesmeyenlerin alternatifi nedir? "Hayvanlara mama alırım" diyerek dini bir vecibeyi kendince modernize etmeye çalışmak mı? İslam, bir akıl ve mantık dini olduğu kadar bir teslimiyet dinidir. Hz. İbrahim’in bıçağı tuttuğu o anki imanı, biz bugün "pazarlık" konusu yapıyoruz. İbadeti kişisel keyfimize veya siyasi görüşlerimize göre şekillendirebileceğimizi sanıyoruz.
Mangal Başında Müslümanlık!
En acı tablo ise kurban kesmeyenlerin, kurban kesenlere karşı takındığı tavırdır. Kesmemek için bin bir bahane üretenler, bayram günü kesenlerin getirdiği eti iştahla yerken o "etik" kaygılarını bir kenara bırakıveriyorlar. Ya da kurbanı sadece bir "et bayramı" olarak görüp, gelen etle mangal yakıp yanına içkisini koyan, sonra da bayram kutlayan o garip çelişki...
Kimse kusura bakmasın ama bu, İslam’ı kendine göre eğip bükmektir. Kurban; kanın akıtılması, nefsin terbiyesi ve en önemlisi komşunun açlığını bölüşmektir. "Kaç kilo et çıkar?" hesabı yapanın imanı zedelenir, çünkü o artık Allah rızası için değil, derin dondurucusu için kesiyordur.
Kendimize Sorma Vakti: Nasıl Bir Müslümanız?
Bu sadece Kurban’da değil; Ramazan’da, namazda, zekatta da karşımıza çıkıyor. İbadetten kaçmak için her zaman bir bahane bulunur. Ancak unutmamalıyız ki; Rabb’ül Âlemin kalplerin özünü bilir. İslâm’ı kendi konfor alanımıza göre ayarlayıp kurtulacağımızı sanmak büyük bir yanılgıdır.
Vakit gelip çattığında bahaneler değil, samimiyetimiz karşılanacak. Bugün "ondan almam, şurada kestirmem" diyerek sorumluluktan kaçanlar, aslında kendi manevi dünyalarından kaçıyorlar.
Gelin bu bayram kendimize şu soruyu soralım: Ben gerçekten Allah rızası için mi hareket ediyorum, yoksa vicdanımı rahatlatacak bahanelerin gölgesine mi sığınıyorum?
Kurban, bir sosyal dayanışma projesi değil, bir kulluk borcudur. Ve borç, bahane ile ödenmez.
Mahmut Çiçekdağı