Tarih ve doğanın iç içe geçtiği, Antalya’nın kalbi sayılan Kaleiçi ve Karaalioğlu Parkı, son dönemde ne yazık ki üzücü bir manzara ile karşı karşıya. Geçtiğimiz günlerde bu bölgeleri gezerken gördüğüm tablolar, bir vatandaş olarak içimi sızlattı.
Restorasyon mu, Modernleşme mi?
Kaleiçi’ndeki tarihi doku, "restorasyon" adı altında hızla modernleştirilerek kafe, bar ve motellere dönüştürülüyor. Tarihi yapıların birçoğu cam bölmelerle, yapay dekorlarla çevrilerek adeta acınası bir duruma getirilmiş. Geçmişin o büyüleyici kokusunu, ticari kaygıların gölgesinde kaybetmek üzereyiz.
Hayvan Sevgisi mi, Çevre Kirliliği mi?
Bir diğer büyük tehlike ise "hayvan hakkı" adı altında kontrolsüzce yapılan mama paylaşımları. Tarihi alanların hemen her köşesinde, önüne gelenin bıraktığı plastik kaplar ve etrafa saçılmış kedi mamaları var. Tamam, belli noktalarda kedi ve köpek kulübelerinin olması güzel bir düşünce; ancak bu alanların temizliğini üstlenen kimse yok! Mamayı koyan arkasını dönüp gidiyor, temizliğe gelince "Çöpçüler yapsın" denilerek sorumluluktan kaçılıyor.
Oysa daracık Kaleiçi sokaklarına çöp kamyonlarının girmesi, işçilerin bu kulübe ve mama odaklarını temizlemeye çalışması zaten başlı başına bir sorun. Bu konuda belediyeden önce, orada ekmek yiyen esnafın ve yaşayan halkın taşın altına elini koyması, önlem alması gerekiyor.

Karaalioğlu Parkı da Aynı Kaderi Paylaşıyor
Benzer bir vurdumduymazlık Karaalioğlu Parkı’nda da hakim. Parkın özellikle deniz kenarına bakan o eşsiz kısımları; bira şişeleri, naylon poşetler ve çöplerle dolu.
Eğer bu gidişata dur demezsek, çok yakında ne koruyabileceğimiz bir Kaleiçi kalacak ne de nefes alabileceğimiz bir Karaalioğlu Parkı.
Unutmayalım; tarih ve doğa bizlere miras değil, gelecek nesillerden aldığımız bir emanettir.
İlk önce biz korumalıyız!
Mahmut ÇİÇEKDAĞI