Herkese ahlak dersi vermek kolay, önemli olan önce kendi vicdanımızla yüzleşebilmektir.
Toplum olarak en büyük çelişkilerimizden biri, başkalarından beklediğimiz davranışları kendimize uygulayamamamızdır. Herkesten doğruluk, dürüstlük, ahlak, merhamet ve adalet bekliyoruz. Peki, sıra kendimize geldiğinde aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?
Başkalarının yanlışlarını görmeye gelince gözümüz açık, fakat kendi hatalarımızı görmeye gelince neden gözlerimizi kapatıyoruz?
Bir başkası yanlış yaptığında hemen eleştiriyor, ahlakından söz ediyor, doğruluktan bahsediyoruz. Ancak aynı yanlışın ucu kendimize dokunduğunda birkaç güzel sözün, nasihatin veya bahanenin arkasına sığınıyoruz.
Peki, bunun adı dürüstlük müdür?
AHLAK BAŞKALARINA VERİLEN BİR DERS DEĞİL, ÖNCE KENDİMİZE UYGULAMAMIZ GEREKEN BİR DEĞERDİR.
İnsanlara doğruluktan bahsetmek kolaydır. Önemli olan, kimsenin görmediği yerde de doğru davranabilmektir. Kalabalıkların önünde adaletten söz edip kendi çıkarımız söz konusu olduğunda adaleti unutuyorsak, anlattığımız doğruların ne anlamı kalır?
Başkalarından sözünde durmasını bekleyip kendi verdiğimiz sözleri yerine getirmiyorsak, insanlara güven telkin edip kendimiz güven vermiyorsak, burada ciddi bir çelişki yok mudur?
Bir insanın arkasından konuşmayı yanlış bulup kendimiz aynı davranışı sergiliyorsak, başkasının hakkını yemesine karşı çıkıp kendi menfaatimiz için başkasının hakkını görmezden geliyorsak hangi ahlaktan söz ediyoruz?
ADALET KİŞİYE, DOSTLUĞA VE MENFAATE GÖRE DEĞİŞİR Mİ?
Ne yazık ki bazı insanlar için adalet, kendi tarafına yapılınca hatırlanan bir kavram hâline gelmiş durumda.
Dostumuz yanlış yaptığında bahane buluyor, sevmediğimiz biri aynı yanlışı yaptığında onu suçluyoruz. Kendi çevremizin hatalarını örtbas ederken başkalarının en küçük yanlışını gündeme taşıyoruz.
Oysa haksızlık, kimin yaptığına göre değişmez. Bir yanlış, dostumuz yaptığında doğruya dönüşmez. Bir insanın hakkı, makamı veya maddi gücü olmadığı için değersizleşmez.
Gerçek adalet, sevmediğimiz insanın bile hakkını savunabilmektir.
MÜSLÜMANLIK SADECE GÖRÜNÜŞ VE SÖZDEN Mİ İBARETTİR?
Bir başka önemli mesele de inancımız ile davranışlarımız arasındaki uyumdur.
Müslümanlıktan, kul hakkından, merhametten ve güzel ahlaktan söz ediyoruz. Peki, bunları hayatımıza ne kadar yansıtıyoruz?
Dış görünüşümüzle inancımızı göstermeye çalışırken davranışlarımızla insanları incitiyorsak, dilimizden güzel sözleri eksik etmezken başkalarının hakkını gözetmiyorsak kendimizi sorgulamamız gerekmez mi?
İbadet etmek elbette değerlidir. Ancak kul hakkını gözetmek, dürüst olmak, emanete sahip çıkmak, yalan söylememek ve insanlara adil davranmak da güzel ahlakın vazgeçilmez parçalarıdır.
Bir insana nasihat vermeden önce kendi davranışlarımıza bakmalıyız. Çünkü insanın söyledikleri kadar yaptıkları da önemlidir.
BİRKAÇ GÜZEL SÖZLE HATALARIN ÜSTÜ ÖRTÜLÜR MÜ?
İnsan bazen yaptığı yanlışı kabul etmek yerine kendisini haklı gösterecek sözler arar. Bir nasihat verir, bir özlü söz söyler, konuyu başka tarafa çeker. Böylece sorumluluktan kurtulduğunu düşünür.
Oysa güzel konuşmak, doğru davranmak anlamına gelmez.
Özür dilemek gerektiğinde özür dilemek, hata yaptığında hatasını kabul etmek, birinin hakkına girdiğinde hakkını teslim etmek erdemdir.
Kendimizi savunmak için sürekli bahane üretmek değil, yanlışımızla yüzleşebilmek gerçek karakter göstergesidir.
Unutmayalım ki insanın büyüklüğü hiç hata yapmamasında değil, yaptığı hatayı kabul edip düzeltebilmesindedir.
ÖNCE KENDİMİZİ SORGULAYALIM!
Başkalarından dürüstlük beklerken biz ne kadar dürüstüz?
Adalet isterken kendi çevremizde adil davranabiliyor muyuz?
İnsanlara merhamet tavsiye ederken bir başkasının acısını hissedebiliyor muyuz?
Başkalarının verdiği sözleri tutmasını beklerken kendi sözlerimizin arkasında durabiliyor muyuz?
Herkese ahlak dersi verirken kendi vicdanımızın sesini dinliyor muyuz?
İşte asıl mesele budur.
İnsan önce kendi kapısının önünü temizlemeli, sonra başkasının kapısındaki tozu göstermelidir. Önce kendi yanlışlarını görmeli, sonra başkalarının hatalarını eleştirmelidir.
Çünkü dürüstlük, yalnızca başkalarından beklenen bir özellik değildir. Adalet, yalnızca başımıza haksızlık geldiğinde hatırlanacak bir kavram değildir. Ahlak da yalnızca insanlara anlatılacak bir öğüt değildir.
SON SÖZÜM:
Başkalarına doğruluk anlatıp kendimiz eğri yolda yürüyorsak, insanlara ahlak dersi verip kendi davranışlarımızla örnek olamıyorsak, adaletten söz edip menfaatimiz uğruna haksızlığa göz yumuyorsak durup düşünmeliyiz.
Güzel görünmek başka, güzel insan olmak başkadır. Güzel konuşmak başka, söylediğini yaşamak başkadır.
Unutmayalım: İnsan, başkasına verdiği öğütlerle değil, kendi hayatında uyguladığı doğrularla tanınır.
Önce kendimize dürüst olalım ki başkalarından dürüstlük beklemeye yüzümüz olsun.
Anasayfa
Yazarlar
Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
Yazı Detayı
Bu yazı 161 kez okundu.
BAŞKASINDAN DÜRÜSTLÜK BEKLERKEN KENDİMİZ NE KADAR DÜRÜSTÜZ?
Herkese ahlak dersi vermek kolay, önemli olan önce kendi vicdanımızla yüzleşebilmektir.
Toplum olarak en büyük çelişkilerimizden biri, başkalarından beklediğimiz davranışları kendimize uygulayamamamızdır. Herkesten doğruluk, dürüstlük, ahlak, merhamet ve adalet bekliyoruz. Peki, sıra kendimize geldiğinde aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?
Başkalarının yanlışlarını görmeye gelince gözümüz açık, fakat kendi hatalarımızı görmeye gelince neden gözlerimizi kapatıyoruz?
Bir başkası yanlış yaptığında hemen eleştiriyor, ahlakından söz ediyor, doğruluktan bahsediyoruz. Ancak aynı yanlışın ucu kendimize dokunduğunda birkaç güzel sözün, nasihatin veya bahanenin arkasına sığınıyoruz.
Peki, bunun adı dürüstlük müdür?
AHLAK BAŞKALARINA VERİLEN BİR DERS DEĞİL, ÖNCE KENDİMİZE UYGULAMAMIZ GEREKEN BİR DEĞERDİR.
İnsanlara doğruluktan bahsetmek kolaydır. Önemli olan, kimsenin görmediği yerde de doğru davranabilmektir. Kalabalıkların önünde adaletten söz edip kendi çıkarımız söz konusu olduğunda adaleti unutuyorsak, anlattığımız doğruların ne anlamı kalır?
Başkalarından sözünde durmasını bekleyip kendi verdiğimiz sözleri yerine getirmiyorsak, insanlara güven telkin edip kendimiz güven vermiyorsak, burada ciddi bir çelişki yok mudur?
Bir insanın arkasından konuşmayı yanlış bulup kendimiz aynı davranışı sergiliyorsak, başkasının hakkını yemesine karşı çıkıp kendi menfaatimiz için başkasının hakkını görmezden geliyorsak hangi ahlaktan söz ediyoruz?
ADALET KİŞİYE, DOSTLUĞA VE MENFAATE GÖRE DEĞİŞİR Mİ?
Ne yazık ki bazı insanlar için adalet, kendi tarafına yapılınca hatırlanan bir kavram hâline gelmiş durumda.
Dostumuz yanlış yaptığında bahane buluyor, sevmediğimiz biri aynı yanlışı yaptığında onu suçluyoruz. Kendi çevremizin hatalarını örtbas ederken başkalarının en küçük yanlışını gündeme taşıyoruz.
Oysa haksızlık, kimin yaptığına göre değişmez. Bir yanlış, dostumuz yaptığında doğruya dönüşmez. Bir insanın hakkı, makamı veya maddi gücü olmadığı için değersizleşmez.
Gerçek adalet, sevmediğimiz insanın bile hakkını savunabilmektir.
MÜSLÜMANLIK SADECE GÖRÜNÜŞ VE SÖZDEN Mİ İBARETTİR?
Bir başka önemli mesele de inancımız ile davranışlarımız arasındaki uyumdur.
Müslümanlıktan, kul hakkından, merhametten ve güzel ahlaktan söz ediyoruz. Peki, bunları hayatımıza ne kadar yansıtıyoruz?
Dış görünüşümüzle inancımızı göstermeye çalışırken davranışlarımızla insanları incitiyorsak, dilimizden güzel sözleri eksik etmezken başkalarının hakkını gözetmiyorsak kendimizi sorgulamamız gerekmez mi?
İbadet etmek elbette değerlidir. Ancak kul hakkını gözetmek, dürüst olmak, emanete sahip çıkmak, yalan söylememek ve insanlara adil davranmak da güzel ahlakın vazgeçilmez parçalarıdır.
Bir insana nasihat vermeden önce kendi davranışlarımıza bakmalıyız. Çünkü insanın söyledikleri kadar yaptıkları da önemlidir.
BİRKAÇ GÜZEL SÖZLE HATALARIN ÜSTÜ ÖRTÜLÜR MÜ?
İnsan bazen yaptığı yanlışı kabul etmek yerine kendisini haklı gösterecek sözler arar. Bir nasihat verir, bir özlü söz söyler, konuyu başka tarafa çeker. Böylece sorumluluktan kurtulduğunu düşünür.
Oysa güzel konuşmak, doğru davranmak anlamına gelmez.
Özür dilemek gerektiğinde özür dilemek, hata yaptığında hatasını kabul etmek, birinin hakkına girdiğinde hakkını teslim etmek erdemdir.
Kendimizi savunmak için sürekli bahane üretmek değil, yanlışımızla yüzleşebilmek gerçek karakter göstergesidir.
Unutmayalım ki insanın büyüklüğü hiç hata yapmamasında değil, yaptığı hatayı kabul edip düzeltebilmesindedir.
ÖNCE KENDİMİZİ SORGULAYALIM!
Başkalarından dürüstlük beklerken biz ne kadar dürüstüz?
Adalet isterken kendi çevremizde adil davranabiliyor muyuz?
İnsanlara merhamet tavsiye ederken bir başkasının acısını hissedebiliyor muyuz?
Başkalarının verdiği sözleri tutmasını beklerken kendi sözlerimizin arkasında durabiliyor muyuz?
Herkese ahlak dersi verirken kendi vicdanımızın sesini dinliyor muyuz?
İşte asıl mesele budur.
İnsan önce kendi kapısının önünü temizlemeli, sonra başkasının kapısındaki tozu göstermelidir. Önce kendi yanlışlarını görmeli, sonra başkalarının hatalarını eleştirmelidir.
Çünkü dürüstlük, yalnızca başkalarından beklenen bir özellik değildir. Adalet, yalnızca başımıza haksızlık geldiğinde hatırlanacak bir kavram değildir. Ahlak da yalnızca insanlara anlatılacak bir öğüt değildir.
SON SÖZÜM:
Başkalarına doğruluk anlatıp kendimiz eğri yolda yürüyorsak, insanlara ahlak dersi verip kendi davranışlarımızla örnek olamıyorsak, adaletten söz edip menfaatimiz uğruna haksızlığa göz yumuyorsak durup düşünmeliyiz.
Güzel görünmek başka, güzel insan olmak başkadır. Güzel konuşmak başka, söylediğini yaşamak başkadır.
Unutmayalım: İnsan, başkasına verdiği öğütlerle değil, kendi hayatında uyguladığı doğrularla tanınır.
Önce kendimize dürüst olalım ki başkalarından dürüstlük beklemeye yüzümüz olsun.
Mahmut Çiçekdağı
Ekleme
Tarihi: 08 Kasım 2026 -Pazar
BAŞKASINDAN DÜRÜSTLÜK BEKLERKEN KENDİMİZ NE KADAR DÜRÜSTÜZ?
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

