İslam düşünce tarihinde bazı isimler vardır ki yaşadıkları çağı aşar, sonraki yüzyıllara da yön verir. Seyyid Şerif Cürcânî işte o isimlerden biridir.
1340 yılında Cürcân yakınlarında doğan Cürcânî, yalnızca bir medrese hocası değil; kelâm, mantık, felsefe, tefsir, hadis, fıkıh, astronomi ve matematik gibi birçok alanda eser vermiş çok yönlü bir “allâme” idi. Onun adı, asırlar boyunca medrese kürsülerinde anılmış; eserleri temel başvuru kaynağı olarak okutulmuştur.
İlim Yolculuğu: Herat’tan Mısır’a, Şiraz’dan Semerkant’a
Genç yaşta ilim aşkıyla memleketinden ayrıldı. Mantık alanında derinleşmek için Herat’a gitti. Ardından Mısır’a uzanan uzun bir tahsil yolculuğu başladı. Yaklaşık on yıl Mısır’da kalarak hem aklî hem naklî ilimlerde derinleşti.
Şiraz’da müderrislik yaptı. Timur’un Şiraz’ı ele geçirmesiyle istemediği hâlde Semerkant’a götürüldü. Orada on sekiz yıl başmüderrislik yaptı. Bu dönem, onun ilmî otoritesinin zirveye ulaştığı yıllar oldu.
Semerkant’ta dönemin büyük âlimleriyle yaptığı ilmî münazaralar, özellikle Sa‘deddin et-Teftâzânî ile tartışmaları, İslam düşünce tarihinde “Cürcânî ekolü” ve “Teftâzânî ekolü” ayrımının doğmasına zemin hazırladı.
Neden Bu Kadar Önemli?
Cürcânî yalnızca eser yazan bir âlim değildi. O, bir dönemin zihinsel haritasını şekillendiren isimdi.
Kelâm alanındaki en önemli eseri Şerhu’l-Mevâkıf, klasik medrese geleneğinde yüzyıllarca okutuldu. Eserlerinin çoğu şerh ve hâşiye türünde olmasına rağmen, âlimler onları tali değil, neredeyse asıl metin kadar değerli gördüler.
Onun talebeleri arasında ünlü matematikçi Kadızâde-i Rûmî gibi isimler bulunur. Bu da onun yalnızca dinî ilimlerde değil, aklî ilimlerde de güçlü bir etki bıraktığını gösterir.
Düşünce Dünyası
Cürcânî, kelâm ile felsefe arasında köprü kuran bir isimdir. Seleflerinden farklı olarak felsefî meseleleri kelâm sisteminin içine daha yoğun şekilde dahil etmiştir.
Bilgi anlayışında insan zihnini varlığı yansıtan bir ayna gibi görür. Ona göre doğru bilgi, zihindeki hükmün dış dünyayla uyum içinde olmasıdır. Bu yaklaşımı, onu hem saf realizmden hem de aşırı şüphecilikten uzak bir çizgiye yerleştirir.
Allah’ın varlığı konusunda “imkân delili”ni savunur. Mümkün varlıkların zorunlu bir varlığa dayanması gerektiğini ifade eder. İlâhî sıfatlarda Ehl-i sünnet çizgisini benimser; haberî sıfatların yorumlanmasını gerekli görür.
İman konusunda ise tasdiki esas alır ve iman ile İslâm’ın özde aynı hakikate işaret ettiğini savunur.
Bir Ekolün Başlangıcı
Cürcânî’nin en dikkat çekici yönlerinden biri, kendisinden sonra gelen âlimlerin ya onu ya da Teftâzânî’yi referans alarak konumlanmasıdır. Bu durum, onun ilmî otoritesinin ne denli güçlü olduğunu gösterir.
Anadolu’dan Türkistan’a, İran’dan Hindistan’a kadar birçok âlimin ilmî silsilesi ona dayanır. Bu sadece biyografik bir bilgi değil; aynı zamanda zihinsel bir mirastır.
Sonuç Yerine
Seyyid Şerif Cürcânî’nin hayatı bize şunu gösteriyor:
İlim, coğrafya tanımaz.
İlim, sürgünle bitmez.
İlim, tartışmayla büyür.
O, doğduğu şehirden yola çıktı; Herat, Mısır, Şiraz ve Semerkant’ı dolaştı. Ama asıl yolculuğu mekânlarda değil, düşüncenin derinliklerinde oldu.
Bugün adını belki sık duymuyoruz. Fakat klasik medrese geleneğini, kelâm-felsefe sentezini ve İslam düşünce tarihinin sonraki seyrini anlamak istiyorsak, Cürcânî’yi es geçemeyiz.
İlimde zirve, yalnızca çok eser vermek değil; asırlar sonra bile tartışılmaya devam etmektir.
Cürcânî bunu başarmış nadir isimlerden biridir.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI -Yazar/Şair