"Bu ülkede her şey kutsal oldu da bir tek 'can' kutsal olamadı.
Üç yaşındaki, tecavüze uğrayıp öldürülen boncuk gözlü Leyla'nın davası 10 yılda sonuçlandı. 'Okullara güvenlik alın' dedik, aldıramadık; 12 çocuğumuz öldü, öğretmenlerimiz öldü.
Mustafa Aslan 9 kurşunla yara aldı da hâlâ uyanamadı. 'İntihar' dediler Rojin'e...
Babası elinde fotoğraf, kapı kapı gezip adalet ararken o babanın gözyaşları kutsal olamadı.
Kendilerinden olan Egemen 'bakara makara' dedi ayetlerimize de ödül gibi büyükelçi yapıldı...
Depremde iki evladını kaybeden ve 'Ne olur bulun, bir kemik parçasına muhtacım' diyen ananın feryadı kutsal olamadı.
Bu çocuk her kesimden hassas yerleri iğneledi, her şeyi yeniden düşündürdü; yani mizahın bir işlevini yerine getirdi.
Başörtülü, iki yıllık ilahiyat okumuş biri olarak söylüyorum: Çocukların canı bile kutsal olamıyorsa, bu ülkede başındaki örtü kadar ölen, öldürülen canlar konuşulmuyorsa orada dinî değerler değil, uyuyan Müslümanlar vardır.
Zalimin dininde adalet olmasa da olurdu; âlimin dininde adalet olmasa Müslümanlık ölürdü... Ve öldü."
