Yahudi çocuklara dinî ve kültürel kimliklerini yaşama imkânı, başörtülü Müslüman kızlara okul kapısında engel iddiası!
İki devlet, tek millet diyoruz… Peki, aynı inancın, aynı kültürel hassasiyetin ve aynı insanlık hukukunun gereği olan adalet nerede?
Azerbaycan, Türkiye’nin yalnızca komşusu değil; tarihî bağlarımızın, ortak dilimizin, kültürel yakınlığımızın ve gönül birliğimizin bulunduğu kardeş bir ülkedir. “İki devlet, tek millet” sözü, yıllardır iki ülke arasındaki kardeşliğin sembolü olarak kullanılmaktadır. Bu sözün anlamı yalnızca diplomatik görüşmelerde, törenlerde ve siyasi kürsülerde dile getirilmesinden ibaret değildir. Gerçek kardeşlik; adaleti savunmayı, haksızlık iddialarını sorgulamayı ve gerektiğinde kardeşinin yanlışını da açık yüreklilikle konuşabilmeyi gerektirir.
İşte tam da bu nedenle Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin devlet okullarına alınmadığına ilişkin iddialar, yalnızca Müslüman aileleri değil, eğitim hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü, laiklik anlayışını ve devletin vatandaşlarına karşı eşit davranma sorumluluğunu önemseyen herkesi düşündürmelidir.
Eylül 2026’da Celilabad ve Bakü gibi bölgelerde başörtülü öğrencilerin okul kapılarından geri çevrildiğine ilişkin haber ve görüntüler kamuoyunda tartışmalara yol açmıştır. Bu olaylara ilişkin bütün ayrıntıların, resmî açıklamaların ve uygulamaların kapsamının bağımsız biçimde ortaya konulması gerekir. Ancak iddiaların kendisi bile önemli bir soruyu gündeme getirmektedir:
Bir kız çocuğunun başındaki örtü, onun eğitim hakkından daha mı önemli bir mesele hâline getirilmiştir?
Bir öğrencinin okul kapısında kıyafeti nedeniyle geri çevrildiği iddiası doğruysa, burada yalnızca bir kıyafet tartışmasından söz edilemez. Burada çocuğun eğitim hakkı, ailesinin inanç özgürlüğü, kamu otoritesinin sınırları ve laikliğin nasıl yorumlandığı tartışılmaktadır.
Ve bu tartışma, görmezden gelinerek kapatılabilecek kadar küçük değildir.
LAİKLİK, İNANCI OKUL KAPISINDA BIRAKTIRMAK MIDIR?
Laiklik, devletin dinler karşısında tarafsızlığını ifade eden temel bir ilkedir. Devletin herhangi bir dini zorla dayatmaması kadar, vatandaşlarını inançları sebebiyle haksızlığa uğratmaması da önemlidir.
Azerbaycan Anayasası'nın 18. maddesinde dinin devletten ayrı olduğu, bütün dinlerin kanun önünde eşit olduğu ve devlet eğitim sisteminin laik niteliği açıkça belirtilmektedir. Dolayısıyla mesele, Azerbaycan'ın laik bir devlet olup olmadığı tartışmasından ziyade, laiklik ilkesinin somut olaylarda nasıl uygulandığıdır.
Kaynak: Azerbaycan Cumhurbaşkanlığının yayımladığı Anayasa metni.
Peki, laiklik ilkesi bir Müslüman kızın başörtüsüyle okula gitmesini engellemek için ileri sürülüyorsa, aynı devletin başka dinlere mensup vatandaşlarının dinî ve kültürel kimliklerini eğitim ortamında yaşamasına nasıl yaklaşıldığı da sorgulanamaz mı?
Elbette sorgulanabilir!
Ancak burada önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir: Her eğitim kurumu aynı hukuki statüye, aynı müfredata ve aynı kıyafet düzenlemesine tabi olmayabilir. Bu nedenle farklı kurumlarda görülen uygulamaları karşılaştırırken hukuki şartların da incelenmesi gerekir. Fakat bu farklılık, eşitlik ve özgürlük konusundaki soruları ortadan kaldırmaz.
Asıl mesele, devletin kendi kurallarını bütün vatandaşlarına karşı açık, öngörülebilir ve ayrımcılıktan uzak biçimde uygulayıp uygulamadığıdır.
Laiklik, bir inancı diğerine üstün tutmanın aracı değildir. Laiklik, devletin inançlar karşısında adaletli davranmasının güvencesi olmalıdır.
OHR AVNER OKULU: DEVLET DESTEĞİYLE YAŞATILAN YAHUDİ KÜLTÜREL KİMLİĞİ
Bakü'deki Ohr Avner Çabad Eğitim Merkezi, bu tartışmada dikkat çeken örneklerden biridir.
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığının 4 Ekim 2010 tarihli açıklamasına göre Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Yahudi çocuklar için kurulan 450 öğrenci kapasiteli eğitim merkezinin açılışına katılmıştır. Merkezde Yahudi tarihi ve kültürü için özel alanlar oluşturulmuş, İbranice eğitimi de kurumun eğitim imkânları arasında sayılmıştır. Açılışta merkezin eğitim ve kültür işlevi özellikle vurgulanmıştır.
Kaynak: Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı, “Ilham Aliyev attended the opening of the Chabad Ohr-Avner education center for Jewish children”, 4 Ekim 2010.
Bu bilgi, Azerbaycan'ın Yahudi toplumunun tarihî ve kültürel varlığını destekleyen bir eğitim kurumunun kurulmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir. Yahudi çocukların kendi kültürlerini tanıması, dillerini öğrenmesi ve kültürel miraslarını yaşatması elbette saygı duyulması gereken bir haktır.
Hiç kimse Yahudi çocukların kendi kültürlerinden uzaklaştırılmasını savunamaz. Hiç kimse bir çocuğun ailesinden öğrendiği dinî ve kültürel değerler nedeniyle aşağılanmasını veya dışlanmasını doğru bulamaz.
Ancak aynı ilkenin Müslüman çocuklar söz konusu olduğunda da geçerli olması gerekmez mi?
Bir toplumun azınlıklarına kültürel kimliklerini koruma imkânı sunulması, o toplumun hoşgörü anlayışının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ne var ki hoşgörünün gerçek ölçüsü, yalnızca bir topluluğa tanınan imkânlar değildir. Asıl ölçü, farklı inançlara mensup bütün insanların haklarının tutarlı biçimde korunmasıdır.
Yahudi çocuğun kendi kültürünü öğrenmesi nasıl bir haksa, Müslüman çocuğun da eğitim hakkından mahrum bırakılmaması aynı derecede önemlidir.
Burada kimsenin hakkını tartışmaya açmıyoruz. Tam tersine, bir topluluğa tanınan hakkın başka bir topluluk için sorun hâline getirilip getirilmediğini soruyoruz.
Bir çocuğun kimliği diğerinin hakkını tehdit etmez. Birinin özgürlüğü, ötekinin özgürlüğünü ortadan kaldırmamalıdır.
KIPPA SERBEST, BAŞÖRTÜSÜ NEDEN TARTIŞMA KONUSU?
Tartışmanın merkezindeki mesele, Yahudi çocukların kippa takmasının tek başına yanlış veya ayrıcalık olduğuna ilişkin bir iddia değildir. Kippa, Yahudi dinî geleneğinde önemli bir semboldür. Başörtüsü de birçok Müslüman kadın ve kız çocuğu tarafından dinî inancın bir gereği olarak kabul edilmektedir.
Bu iki sembolün hukuki ve toplumsal bağlamları farklı olabilir. Ancak devletin tarafsızlığı açısından sorulması gereken temel soru değişmez:
Dinî sembollere yaklaşımda hangi kurallar uygulanmaktadır ve bu kurallar herkese eşit biçimde mi uygulanmaktadır?
Ohr Avner Eğitim Merkezi'nin Yahudi kültürü ve İbranice eğitimi sunduğu resmî kaynaklarla belgelenmiştir. Bununla birlikte, okulda kippa takılmasına ilişkin güncel kıyafet uygulamasının bütün ayrıntıları ve kurumun devlet okullarıyla aynı kıyafet kurallarına tabi olup olmadığı ayrıca doğrulanmalıdır.
Bu ayrıntılar netleşmeden iki kurumun bütün uygulamalarını bire bir aynı hukuki zeminde değerlendirmek doğru olmaz. Fakat bu farklılıklar açıklığa kavuşturulması gereken soruları da ortadan kaldırmaz.
Eğer bir öğrenci yalnızca dinî inancını yansıtan kıyafeti nedeniyle eğitim ortamından dışlanıyorsa, devlet bu uygulamanın hukuki temelini açıklamak zorundadır.
Eğer okul kıyafeti kuralları herkese uygulanıyorsa, bu kuralların kapsamı ve istisnaları da kamuoyuna açık olmalıdır.
Eğer farklı kurumlara farklı kurallar uygulanıyorsa, bunun nesnel ve hukuka uygun gerekçeleri ortaya konulmalıdır.
İşte adalet budur: Birine serbest, diğerine yasak demek değil; her iki tarafın da haklarını açık, tutarlı ve denetlenebilir kurallarla korumaktır.
BAŞÖRTÜLÜ KIZLARIN OKUL KAPISINDA GERİ ÇEVRİLDİĞİ İDDİASI CEVAP BEKLİYOR
Eylül 2026'da Celilabad ve Bakü'deki devlet okullarında başörtülü kız öğrencilerin okula alınmadığına ilişkin haberler, doğrulanması ve açıklığa kavuşturulması gereken ciddi iddialardır.
Bu iddialar karşısında Azerbaycan Eğitim ve Bilim Bakanlığının, ilgili okul yönetimlerinin ve yetkili kamu kurumlarının açık bir açıklama yapması gerekir.
Hangi mevzuat uygulanmıştır?
Öğrenciler hangi gerekçeyle okul kapısından geri çevrilmiştir?
Karar, yazılı ve bağlayıcı bir düzenlemeye mi dayanmaktadır, yoksa yerel okul yönetimlerinin yorumlarından mı kaynaklanmaktadır?
Aynı durumdaki bütün öğrenciler için aynı kurallar mı uygulanmaktadır?
Öğrencilerin eğitimlerine kesintisiz devam edebilmesi için hangi önlemler alınmıştır?
Bunlar polemik üretmek için sorulmuş sorular değildir. Bunlar, eğitim hakkını ve kamu yönetiminin hesap verebilirliğini ilgilendiren sorulardır.
Daha önceki yıllarda da Azerbaycan'da okul üniformaları ve başörtüsü konusunda tartışmalar yaşanmıştır. ABD Dışişleri Bakanlığının 2010 yılı din özgürlüğü raporunda, eğitim bakanının laiklik gerekçesiyle okullarda başörtüsünü yasaklamaya yönelik sözlü bir talimatından söz edilmiştir. Raporda, bu talimatın bir cumhurbaşkanlığı kararnamesine veya yasama organınca kabul edilmiş bir kanuna dayanmadığı da belirtilmiştir.
Bu tarihsel kayıt, 2026 yılında bildirilen olayların bütün ayrıntılarını tek başına kanıtlamaz. Ancak Azerbaycan'da okul kıyafetleri ile başörtüsü arasındaki gerilimin yeni olmadığını göstermektedir.
Eğitim hakkı, idari yorumlar arasında kaybolmamalıdır. Çocukların geleceği, açıklığı ve hukuki dayanağı tartışmalı kararların gölgesinde bırakılmamalıdır.
ALİYEV YÖNETİMİNE SORULAR: EŞİTLİK İLKESİ NEREDE BAŞLIYOR, NEREDE BİTİYOR?
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in yönetimi, ülkedeki dinî ve kültürel toplulukların korunması konusunda uluslararası alanda hoşgörü vurgusu yapmıştır. Ohr Avner Eğitim Merkezi'nin açılışına katılması da bu yaklaşımın somut örneklerinden biridir.
Azerbaycan ile İsrail arasındaki diplomatik, ekonomik ve savunma ilişkileri de uzun yıllardır sürmektedir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 2016'da Bakü'ye yaptığı ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.
Bu ilişkilerin varlığı, tek başına Azerbaycan'daki başörtüsü uygulamalarının sebebini açıklamaz. İsrail ile diplomatik ilişki yürütmek başka, ülke içindeki din ve eğitim politikalarının sonuçları başka meselelerdir. İki konu arasında doğrudan bir nedensellik kurmak için ayrıca kanıt gerekir.
Ancak Azerbaycan yönetimine şu soruyu yöneltmek son derece meşrudur:
Uluslararası platformlarda dinî ve kültürel hoşgörüyü savunmak, ülke içindeki bütün vatandaşların haklarını korumayı da gerektirmez mi?
Yahudi toplumunun tarihî ve kültürel varlığına gösterilen özen, Müslüman ailelerin dinî hassasiyetleri söz konusu olduğunda da gösterilmelidir.
Devletin görevi, bir toplumun kimliğini diğerinin kimliğiyle yarıştırmak değildir. Devletin görevi, farklı kimliklerin bir arada yaşamasını güvence altına almaktır.
Cumhurbaşkanı Aliyev ve ilgili kamu kurumları, başörtülü öğrencilerin okul kapısından geri çevrildiğine ilişkin iddiaları açıklığa kavuşturmalı; uygulamanın hukuki temelini, kapsamını ve öğrencilere etkisini kamuoyuyla paylaşmalıdır.
Çünkü vatandaşın devletten beklediği şey ayrıcalık değil, adalettir.
TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN ARASINDAKİ KARDEŞLİK, SORULARI YASAKLAMAZ
“İki devlet, tek millet” sözü bizim için tarihî ve kültürel bir yakınlığı ifade eder. Fakat kardeşlik, her siyasi kararı sorgulamadan onaylamak anlamına gelmez.
Kardeşlik, gerektiğinde yanlış olduğu düşünülen uygulamaları konuşabilmektir.
Türkiye'den yükselen bir itiraz, Azerbaycan halkına karşı bir tavır olarak görülmemelidir. Başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını savunmak, Azerbaycan'ın bağımsızlığına karşı çıkmak değildir. Tam tersine, kardeş bir ülkede adaletin, hukukun ve toplumsal barışın güçlenmesini istemektir.
Azerbaycan halkı ile Azerbaycan yönetiminin politikaları birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Bir hükümetin uygulamasını eleştirmek, o ülkenin insanlarını hedef almak anlamına gelmez.
Aynı şekilde Yahudi toplumunun haklarını savunmakla Müslüman kız öğrencilerin haklarını savunmak arasında da bir tercih yapmak zorunda değiliz.
Bizim itirazımız Yahudi çocukların eğitim görmesine, İbranice öğrenmesine veya kippa takmasına değildir. Bunlar, hukuki çerçeve içinde korunması gereken kültürel ve dinî özgürlüklerdir.
Bizim sorumuz şudur: Müslüman kız çocukları da aynı saygıyı ve hukuk güvencesini görüyor mu?
Bir çocuğun özgürlüğünü savunurken diğer çocuğun özgürlüğünü küçümsemek adalet değildir. Bir topluluğun dinî kimliğini korurken diğerinin inancını sorun olarak görmek de toplumsal barışa hizmet etmez.
BİR KIZ ÇOCUĞUNUN EĞİTİMİ, KIYAFET TARTIŞMASINA FEDA EDİLEMEZ
Eğitim, çocukların geleceğe açılan kapısıdır. O kapının önünde çözülmesi gereken sorunlar, çocukların eğitimden uzaklaşmasına yol açmamalıdır.
Bir kız çocuğu sabah erkenden hazırlanıp okuluna gitmek için yola çıkıyorsa, ailesinin beklentisi bellidir: Öğrensin, gelişsin, meslek sahibi olsun ve geleceğini kendi emeğiyle kursun.
Böyle bir çocuğun, başındaki örtü nedeniyle okul kapısında geri çevrildiği iddiası doğruysa, toplumun buna kayıtsız kalması beklenemez.
Yetkililer, kıyafet kurallarını savunabilir; laik eğitim sisteminin gereklerini açıklayabilir. Fakat bu açıklamalar, somut uygulamaların hukuka uygunluğunu ve ölçülülüğünü ortaya koymalıdır.
Çocukların eğitim hakkını korumak ile devletin laik niteliğini sürdürmek zorunlu olarak birbirine karşıt hedefler değildir. Önemli olan, iki ilkenin hukuk çerçevesinde nasıl bağdaştırıldığının açıkça gösterilmesidir.
Eğitimden uzak kalma riski taşıyan bir çocuğa yalnızca kuralları hatırlatmak yetmez. Kuralın hukuki dayanağını açıklamak, eşit uygulanmasını sağlamak ve çocuğun eğitimine devam edebilmesi için çözüm üretmek gerekir.
Devletin gücü, okul kapısında kimi geri çevirdiğiyle değil, bütün çocukların eğitim hakkını ne ölçüde güvence altına aldığıyla ölçülmelidir.
SON SÖZ: ÖZGÜRLÜK BİR KESİME TANINIP DİĞERİNE DARALTILAMAZ
Azerbaycan, farklı dinî ve kültürel toplulukların tarih boyunca bir arada yaşadığı bir ülkedir. Bu mirasın korunması, yalnızca bir topluluğa gösterilen saygıyla değil, bütün toplulukların haklarının güvence altına alınmasıyla mümkündür.
Ohr Avner Eğitim Merkezi'nin Yahudi kültürünü ve İbraniceyi yaşatan bir eğitim kurumu olarak faaliyet göstermesi, kültürel çoğulculuk açısından dikkat çekici bir örnektir. Aynı ülkede başörtülü kız öğrencilerin devlet okullarına alınmadığına ilişkin iddialar ise hukuki ve toplumsal açıdan açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bir tarafta kültürel kimliğin korunması, diğer tarafta dinî kıyafet nedeniyle eğitim hakkının sınırlandırıldığı iddiası varsa, devletin görevi bu iki durumu sloganlarla geçiştirmek değil, hukuk temelinde açıklamaktır.
Burada mesele, Yahudi mi Müslüman mı sorusu değildir. Mesele, devletin eşitlik ilkesini nasıl uyguladığıdır.
Mesele, İsrail ile ilişkilerin varlığı değil; Azerbaycan'daki eğitim politikalarının kendi hukuki ilkeleriyle ne kadar tutarlı olduğudur.
Mesele, laikliğin varlığı değil; laikliğin din ve vicdan özgürlüğüyle nasıl bağdaştırıldığıdır.
Mesele, bir kız çocuğunun başındaki örtü değil; o çocuğun eğitim hakkının güvence altında olup olmadığıdır.
Azerbaycan yönetimine çağrımız açıktır: Başörtülü öğrencilerin okul kapısından geri çevrildiğine ilişkin iddiaları şeffaf biçimde araştırın. Uygulamanın hukuki dayanağını kamuoyuna açıklayın. Okul kıyafeti kurallarının bütün öğrencilere eşit ve öngörülebilir biçimde uygulanmasını sağlayın. Hiçbir çocuğun eğitim hakkının belirsiz idari uygulamalar yüzünden zarar görmesine izin vermeyin.
Çünkü adalet, yalnızca güçlü olanın veya çoğunluğun hakkını korumak değildir. Adalet, sesi daha az duyulanın da hakkını güvence altına almaktır.
İki devlet, tek millet diyorsak; bu kardeşliğin temelinde eşitlik, vicdan özgürlüğü, hukuk ve insan onuru da bulunmalıdır.
Yahudi çocuğun kimliği de Müslüman kız çocuğunun kimliği de saygıya layıktır. Hiçbirinin hakkı diğerinin varlığına tehdit değildir.
Bir devlet, farklı inançlara mensup çocukların kültürlerini yaşatmasına imkân tanıyorsa, bütün çocukların eğitim hakkını da aynı ciddiyetle korumalıdır.
Unutulmamalıdır: Okul kapıları çocukların geleceğine açılmalıdır; onların inançları üzerinden yeni duvarlar örmek için değil.
Adalet bir ayrıcalık değildir. Özgürlük seçilmiş kişilere sunulan bir lütuf değildir. Eğitim hakkı, hiçbir çocuğun kıyafeti üzerinden keyfî biçimde tartışmaya açılmamalıdır.
Kardeşlik sözle başlar; adaletle anlam kazanır.
Anasayfa
Yazarlar
Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
Yazı Detayı
Bu yazı 175 kez okundu.
AZERBAYCAN’DA LAİKLİK KİME SERBEST, KİME YASAK?
Yahudi çocuklara dinî ve kültürel kimliklerini yaşama imkânı, başörtülü Müslüman kızlara okul kapısında engel iddiası!
İki devlet, tek millet diyoruz… Peki, aynı inancın, aynı kültürel hassasiyetin ve aynı insanlık hukukunun gereği olan adalet nerede?
Azerbaycan, Türkiye’nin yalnızca komşusu değil; tarihî bağlarımızın, ortak dilimizin, kültürel yakınlığımızın ve gönül birliğimizin bulunduğu kardeş bir ülkedir. “İki devlet, tek millet” sözü, yıllardır iki ülke arasındaki kardeşliğin sembolü olarak kullanılmaktadır. Bu sözün anlamı yalnızca diplomatik görüşmelerde, törenlerde ve siyasi kürsülerde dile getirilmesinden ibaret değildir. Gerçek kardeşlik; adaleti savunmayı, haksızlık iddialarını sorgulamayı ve gerektiğinde kardeşinin yanlışını da açık yüreklilikle konuşabilmeyi gerektirir.
İşte tam da bu nedenle Azerbaycan’da başörtülü kız öğrencilerin devlet okullarına alınmadığına ilişkin iddialar, yalnızca Müslüman aileleri değil, eğitim hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü, laiklik anlayışını ve devletin vatandaşlarına karşı eşit davranma sorumluluğunu önemseyen herkesi düşündürmelidir.
Eylül 2026’da Celilabad ve Bakü gibi bölgelerde başörtülü öğrencilerin okul kapılarından geri çevrildiğine ilişkin haber ve görüntüler kamuoyunda tartışmalara yol açmıştır. Bu olaylara ilişkin bütün ayrıntıların, resmî açıklamaların ve uygulamaların kapsamının bağımsız biçimde ortaya konulması gerekir. Ancak iddiaların kendisi bile önemli bir soruyu gündeme getirmektedir:
Bir kız çocuğunun başındaki örtü, onun eğitim hakkından daha mı önemli bir mesele hâline getirilmiştir?
Bir öğrencinin okul kapısında kıyafeti nedeniyle geri çevrildiği iddiası doğruysa, burada yalnızca bir kıyafet tartışmasından söz edilemez. Burada çocuğun eğitim hakkı, ailesinin inanç özgürlüğü, kamu otoritesinin sınırları ve laikliğin nasıl yorumlandığı tartışılmaktadır.
Ve bu tartışma, görmezden gelinerek kapatılabilecek kadar küçük değildir.
LAİKLİK, İNANCI OKUL KAPISINDA BIRAKTIRMAK MIDIR?
Laiklik, devletin dinler karşısında tarafsızlığını ifade eden temel bir ilkedir. Devletin herhangi bir dini zorla dayatmaması kadar, vatandaşlarını inançları sebebiyle haksızlığa uğratmaması da önemlidir.
Azerbaycan Anayasası'nın 18. maddesinde dinin devletten ayrı olduğu, bütün dinlerin kanun önünde eşit olduğu ve devlet eğitim sisteminin laik niteliği açıkça belirtilmektedir. Dolayısıyla mesele, Azerbaycan'ın laik bir devlet olup olmadığı tartışmasından ziyade, laiklik ilkesinin somut olaylarda nasıl uygulandığıdır.
Kaynak: Azerbaycan Cumhurbaşkanlığının yayımladığı Anayasa metni.
Peki, laiklik ilkesi bir Müslüman kızın başörtüsüyle okula gitmesini engellemek için ileri sürülüyorsa, aynı devletin başka dinlere mensup vatandaşlarının dinî ve kültürel kimliklerini eğitim ortamında yaşamasına nasıl yaklaşıldığı da sorgulanamaz mı?
Elbette sorgulanabilir!
Ancak burada önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir: Her eğitim kurumu aynı hukuki statüye, aynı müfredata ve aynı kıyafet düzenlemesine tabi olmayabilir. Bu nedenle farklı kurumlarda görülen uygulamaları karşılaştırırken hukuki şartların da incelenmesi gerekir. Fakat bu farklılık, eşitlik ve özgürlük konusundaki soruları ortadan kaldırmaz.
Asıl mesele, devletin kendi kurallarını bütün vatandaşlarına karşı açık, öngörülebilir ve ayrımcılıktan uzak biçimde uygulayıp uygulamadığıdır.
Laiklik, bir inancı diğerine üstün tutmanın aracı değildir. Laiklik, devletin inançlar karşısında adaletli davranmasının güvencesi olmalıdır.
OHR AVNER OKULU: DEVLET DESTEĞİYLE YAŞATILAN YAHUDİ KÜLTÜREL KİMLİĞİ
Bakü'deki Ohr Avner Çabad Eğitim Merkezi, bu tartışmada dikkat çeken örneklerden biridir.
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığının 4 Ekim 2010 tarihli açıklamasına göre Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Yahudi çocuklar için kurulan 450 öğrenci kapasiteli eğitim merkezinin açılışına katılmıştır. Merkezde Yahudi tarihi ve kültürü için özel alanlar oluşturulmuş, İbranice eğitimi de kurumun eğitim imkânları arasında sayılmıştır. Açılışta merkezin eğitim ve kültür işlevi özellikle vurgulanmıştır.
Kaynak: Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı, “Ilham Aliyev attended the opening of the Chabad Ohr-Avner education center for Jewish children”, 4 Ekim 2010.
Bu bilgi, Azerbaycan'ın Yahudi toplumunun tarihî ve kültürel varlığını destekleyen bir eğitim kurumunun kurulmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir. Yahudi çocukların kendi kültürlerini tanıması, dillerini öğrenmesi ve kültürel miraslarını yaşatması elbette saygı duyulması gereken bir haktır.
Hiç kimse Yahudi çocukların kendi kültürlerinden uzaklaştırılmasını savunamaz. Hiç kimse bir çocuğun ailesinden öğrendiği dinî ve kültürel değerler nedeniyle aşağılanmasını veya dışlanmasını doğru bulamaz.
Ancak aynı ilkenin Müslüman çocuklar söz konusu olduğunda da geçerli olması gerekmez mi?
Bir toplumun azınlıklarına kültürel kimliklerini koruma imkânı sunulması, o toplumun hoşgörü anlayışının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ne var ki hoşgörünün gerçek ölçüsü, yalnızca bir topluluğa tanınan imkânlar değildir. Asıl ölçü, farklı inançlara mensup bütün insanların haklarının tutarlı biçimde korunmasıdır.
Yahudi çocuğun kendi kültürünü öğrenmesi nasıl bir haksa, Müslüman çocuğun da eğitim hakkından mahrum bırakılmaması aynı derecede önemlidir.
Burada kimsenin hakkını tartışmaya açmıyoruz. Tam tersine, bir topluluğa tanınan hakkın başka bir topluluk için sorun hâline getirilip getirilmediğini soruyoruz.
Bir çocuğun kimliği diğerinin hakkını tehdit etmez. Birinin özgürlüğü, ötekinin özgürlüğünü ortadan kaldırmamalıdır.
KIPPA SERBEST, BAŞÖRTÜSÜ NEDEN TARTIŞMA KONUSU?
Tartışmanın merkezindeki mesele, Yahudi çocukların kippa takmasının tek başına yanlış veya ayrıcalık olduğuna ilişkin bir iddia değildir. Kippa, Yahudi dinî geleneğinde önemli bir semboldür. Başörtüsü de birçok Müslüman kadın ve kız çocuğu tarafından dinî inancın bir gereği olarak kabul edilmektedir.
Bu iki sembolün hukuki ve toplumsal bağlamları farklı olabilir. Ancak devletin tarafsızlığı açısından sorulması gereken temel soru değişmez:
Dinî sembollere yaklaşımda hangi kurallar uygulanmaktadır ve bu kurallar herkese eşit biçimde mi uygulanmaktadır?
Ohr Avner Eğitim Merkezi'nin Yahudi kültürü ve İbranice eğitimi sunduğu resmî kaynaklarla belgelenmiştir. Bununla birlikte, okulda kippa takılmasına ilişkin güncel kıyafet uygulamasının bütün ayrıntıları ve kurumun devlet okullarıyla aynı kıyafet kurallarına tabi olup olmadığı ayrıca doğrulanmalıdır.
Bu ayrıntılar netleşmeden iki kurumun bütün uygulamalarını bire bir aynı hukuki zeminde değerlendirmek doğru olmaz. Fakat bu farklılıklar açıklığa kavuşturulması gereken soruları da ortadan kaldırmaz.
Eğer bir öğrenci yalnızca dinî inancını yansıtan kıyafeti nedeniyle eğitim ortamından dışlanıyorsa, devlet bu uygulamanın hukuki temelini açıklamak zorundadır.
Eğer okul kıyafeti kuralları herkese uygulanıyorsa, bu kuralların kapsamı ve istisnaları da kamuoyuna açık olmalıdır.
Eğer farklı kurumlara farklı kurallar uygulanıyorsa, bunun nesnel ve hukuka uygun gerekçeleri ortaya konulmalıdır.
İşte adalet budur: Birine serbest, diğerine yasak demek değil; her iki tarafın da haklarını açık, tutarlı ve denetlenebilir kurallarla korumaktır.
BAŞÖRTÜLÜ KIZLARIN OKUL KAPISINDA GERİ ÇEVRİLDİĞİ İDDİASI CEVAP BEKLİYOR
Eylül 2026'da Celilabad ve Bakü'deki devlet okullarında başörtülü kız öğrencilerin okula alınmadığına ilişkin haberler, doğrulanması ve açıklığa kavuşturulması gereken ciddi iddialardır.
Bu iddialar karşısında Azerbaycan Eğitim ve Bilim Bakanlığının, ilgili okul yönetimlerinin ve yetkili kamu kurumlarının açık bir açıklama yapması gerekir.
Hangi mevzuat uygulanmıştır?
Öğrenciler hangi gerekçeyle okul kapısından geri çevrilmiştir?
Karar, yazılı ve bağlayıcı bir düzenlemeye mi dayanmaktadır, yoksa yerel okul yönetimlerinin yorumlarından mı kaynaklanmaktadır?
Aynı durumdaki bütün öğrenciler için aynı kurallar mı uygulanmaktadır?
Öğrencilerin eğitimlerine kesintisiz devam edebilmesi için hangi önlemler alınmıştır?
Bunlar polemik üretmek için sorulmuş sorular değildir. Bunlar, eğitim hakkını ve kamu yönetiminin hesap verebilirliğini ilgilendiren sorulardır.
Daha önceki yıllarda da Azerbaycan'da okul üniformaları ve başörtüsü konusunda tartışmalar yaşanmıştır. ABD Dışişleri Bakanlığının 2010 yılı din özgürlüğü raporunda, eğitim bakanının laiklik gerekçesiyle okullarda başörtüsünü yasaklamaya yönelik sözlü bir talimatından söz edilmiştir. Raporda, bu talimatın bir cumhurbaşkanlığı kararnamesine veya yasama organınca kabul edilmiş bir kanuna dayanmadığı da belirtilmiştir.
Bu tarihsel kayıt, 2026 yılında bildirilen olayların bütün ayrıntılarını tek başına kanıtlamaz. Ancak Azerbaycan'da okul kıyafetleri ile başörtüsü arasındaki gerilimin yeni olmadığını göstermektedir.
Eğitim hakkı, idari yorumlar arasında kaybolmamalıdır. Çocukların geleceği, açıklığı ve hukuki dayanağı tartışmalı kararların gölgesinde bırakılmamalıdır.
ALİYEV YÖNETİMİNE SORULAR: EŞİTLİK İLKESİ NEREDE BAŞLIYOR, NEREDE BİTİYOR?
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in yönetimi, ülkedeki dinî ve kültürel toplulukların korunması konusunda uluslararası alanda hoşgörü vurgusu yapmıştır. Ohr Avner Eğitim Merkezi'nin açılışına katılması da bu yaklaşımın somut örneklerinden biridir.
Azerbaycan ile İsrail arasındaki diplomatik, ekonomik ve savunma ilişkileri de uzun yıllardır sürmektedir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 2016'da Bakü'ye yaptığı ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.
Bu ilişkilerin varlığı, tek başına Azerbaycan'daki başörtüsü uygulamalarının sebebini açıklamaz. İsrail ile diplomatik ilişki yürütmek başka, ülke içindeki din ve eğitim politikalarının sonuçları başka meselelerdir. İki konu arasında doğrudan bir nedensellik kurmak için ayrıca kanıt gerekir.
Ancak Azerbaycan yönetimine şu soruyu yöneltmek son derece meşrudur:
Uluslararası platformlarda dinî ve kültürel hoşgörüyü savunmak, ülke içindeki bütün vatandaşların haklarını korumayı da gerektirmez mi?
Yahudi toplumunun tarihî ve kültürel varlığına gösterilen özen, Müslüman ailelerin dinî hassasiyetleri söz konusu olduğunda da gösterilmelidir.
Devletin görevi, bir toplumun kimliğini diğerinin kimliğiyle yarıştırmak değildir. Devletin görevi, farklı kimliklerin bir arada yaşamasını güvence altına almaktır.
Cumhurbaşkanı Aliyev ve ilgili kamu kurumları, başörtülü öğrencilerin okul kapısından geri çevrildiğine ilişkin iddiaları açıklığa kavuşturmalı; uygulamanın hukuki temelini, kapsamını ve öğrencilere etkisini kamuoyuyla paylaşmalıdır.
Çünkü vatandaşın devletten beklediği şey ayrıcalık değil, adalettir.
TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN ARASINDAKİ KARDEŞLİK, SORULARI YASAKLAMAZ
“İki devlet, tek millet” sözü bizim için tarihî ve kültürel bir yakınlığı ifade eder. Fakat kardeşlik, her siyasi kararı sorgulamadan onaylamak anlamına gelmez.
Kardeşlik, gerektiğinde yanlış olduğu düşünülen uygulamaları konuşabilmektir.
Türkiye'den yükselen bir itiraz, Azerbaycan halkına karşı bir tavır olarak görülmemelidir. Başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını savunmak, Azerbaycan'ın bağımsızlığına karşı çıkmak değildir. Tam tersine, kardeş bir ülkede adaletin, hukukun ve toplumsal barışın güçlenmesini istemektir.
Azerbaycan halkı ile Azerbaycan yönetiminin politikaları birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Bir hükümetin uygulamasını eleştirmek, o ülkenin insanlarını hedef almak anlamına gelmez.
Aynı şekilde Yahudi toplumunun haklarını savunmakla Müslüman kız öğrencilerin haklarını savunmak arasında da bir tercih yapmak zorunda değiliz.
Bizim itirazımız Yahudi çocukların eğitim görmesine, İbranice öğrenmesine veya kippa takmasına değildir. Bunlar, hukuki çerçeve içinde korunması gereken kültürel ve dinî özgürlüklerdir.
Bizim sorumuz şudur: Müslüman kız çocukları da aynı saygıyı ve hukuk güvencesini görüyor mu?
Bir çocuğun özgürlüğünü savunurken diğer çocuğun özgürlüğünü küçümsemek adalet değildir. Bir topluluğun dinî kimliğini korurken diğerinin inancını sorun olarak görmek de toplumsal barışa hizmet etmez.
BİR KIZ ÇOCUĞUNUN EĞİTİMİ, KIYAFET TARTIŞMASINA FEDA EDİLEMEZ
Eğitim, çocukların geleceğe açılan kapısıdır. O kapının önünde çözülmesi gereken sorunlar, çocukların eğitimden uzaklaşmasına yol açmamalıdır.
Bir kız çocuğu sabah erkenden hazırlanıp okuluna gitmek için yola çıkıyorsa, ailesinin beklentisi bellidir: Öğrensin, gelişsin, meslek sahibi olsun ve geleceğini kendi emeğiyle kursun.
Böyle bir çocuğun, başındaki örtü nedeniyle okul kapısında geri çevrildiği iddiası doğruysa, toplumun buna kayıtsız kalması beklenemez.
Yetkililer, kıyafet kurallarını savunabilir; laik eğitim sisteminin gereklerini açıklayabilir. Fakat bu açıklamalar, somut uygulamaların hukuka uygunluğunu ve ölçülülüğünü ortaya koymalıdır.
Çocukların eğitim hakkını korumak ile devletin laik niteliğini sürdürmek zorunlu olarak birbirine karşıt hedefler değildir. Önemli olan, iki ilkenin hukuk çerçevesinde nasıl bağdaştırıldığının açıkça gösterilmesidir.
Eğitimden uzak kalma riski taşıyan bir çocuğa yalnızca kuralları hatırlatmak yetmez. Kuralın hukuki dayanağını açıklamak, eşit uygulanmasını sağlamak ve çocuğun eğitimine devam edebilmesi için çözüm üretmek gerekir.
Devletin gücü, okul kapısında kimi geri çevirdiğiyle değil, bütün çocukların eğitim hakkını ne ölçüde güvence altına aldığıyla ölçülmelidir.
SON SÖZ: ÖZGÜRLÜK BİR KESİME TANINIP DİĞERİNE DARALTILAMAZ
Azerbaycan, farklı dinî ve kültürel toplulukların tarih boyunca bir arada yaşadığı bir ülkedir. Bu mirasın korunması, yalnızca bir topluluğa gösterilen saygıyla değil, bütün toplulukların haklarının güvence altına alınmasıyla mümkündür.
Ohr Avner Eğitim Merkezi'nin Yahudi kültürünü ve İbraniceyi yaşatan bir eğitim kurumu olarak faaliyet göstermesi, kültürel çoğulculuk açısından dikkat çekici bir örnektir. Aynı ülkede başörtülü kız öğrencilerin devlet okullarına alınmadığına ilişkin iddialar ise hukuki ve toplumsal açıdan açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bir tarafta kültürel kimliğin korunması, diğer tarafta dinî kıyafet nedeniyle eğitim hakkının sınırlandırıldığı iddiası varsa, devletin görevi bu iki durumu sloganlarla geçiştirmek değil, hukuk temelinde açıklamaktır.
Burada mesele, Yahudi mi Müslüman mı sorusu değildir. Mesele, devletin eşitlik ilkesini nasıl uyguladığıdır.
Mesele, İsrail ile ilişkilerin varlığı değil; Azerbaycan'daki eğitim politikalarının kendi hukuki ilkeleriyle ne kadar tutarlı olduğudur.
Mesele, laikliğin varlığı değil; laikliğin din ve vicdan özgürlüğüyle nasıl bağdaştırıldığıdır.
Mesele, bir kız çocuğunun başındaki örtü değil; o çocuğun eğitim hakkının güvence altında olup olmadığıdır.
Azerbaycan yönetimine çağrımız açıktır: Başörtülü öğrencilerin okul kapısından geri çevrildiğine ilişkin iddiaları şeffaf biçimde araştırın. Uygulamanın hukuki dayanağını kamuoyuna açıklayın. Okul kıyafeti kurallarının bütün öğrencilere eşit ve öngörülebilir biçimde uygulanmasını sağlayın. Hiçbir çocuğun eğitim hakkının belirsiz idari uygulamalar yüzünden zarar görmesine izin vermeyin.
Çünkü adalet, yalnızca güçlü olanın veya çoğunluğun hakkını korumak değildir. Adalet, sesi daha az duyulanın da hakkını güvence altına almaktır.
İki devlet, tek millet diyorsak; bu kardeşliğin temelinde eşitlik, vicdan özgürlüğü, hukuk ve insan onuru da bulunmalıdır.
Yahudi çocuğun kimliği de Müslüman kız çocuğunun kimliği de saygıya layıktır. Hiçbirinin hakkı diğerinin varlığına tehdit değildir.
Bir devlet, farklı inançlara mensup çocukların kültürlerini yaşatmasına imkân tanıyorsa, bütün çocukların eğitim hakkını da aynı ciddiyetle korumalıdır.
Unutulmamalıdır: Okul kapıları çocukların geleceğine açılmalıdır; onların inançları üzerinden yeni duvarlar örmek için değil.
Adalet bir ayrıcalık değildir. Özgürlük seçilmiş kişilere sunulan bir lütuf değildir. Eğitim hakkı, hiçbir çocuğun kıyafeti üzerinden keyfî biçimde tartışmaya açılmamalıdır.
Kardeşlik sözle başlar; adaletle anlam kazanır.
Mahmut Çiçekdağı
Ekleme
Tarihi: 12 Ekim 2026 -Pazartesi
AZERBAYCAN’DA LAİKLİK KİME SERBEST, KİME YASAK?
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.