Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
Köşe Yazarı
Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
 

BİR AMACIN, BİR GAYEN YOKSA; VARLIĞIN DEĞİL, GÖLGEN KONUŞUR!

Makam sahibi olmak kolaydır; o makamın hakkını vermek herkesin harcı değildir! İnsan, yalnızca bir yerde bulunmakla değil, bulunduğu yere ne kattığıyla ölçülür. Bir topluluğun içinde görünmek, bir derneğin yönetiminde yer almak, bir kurumun tabelası altında adını yazdırmak, bir unvan taşımak ya da bir fotoğrafta boy göstermek, insana kendiliğinden değer kazandırmaz. Çünkü hayatın değişmez bir gerçeği vardır: İnsan, bulunduğu yerin değil; o yere kattığı emeğin, ortaya koyduğu iradenin ve taşıdığı sorumluluğun karşılığıdır. Bir amacı olmayanın yönü olmaz. Bir gayesi olmayanın mücadelesi olmaz. Bir niyeti olmayanın samimiyeti sorgulanır. Bir sorumluluk üstlenip de onun gereğini yerine getirmeyen kişinin ise taşıdığı unvan, zamanla içi boş bir kelimeden ibaret kalır. Şimdi açıkça soralım: Bir kurumda, bir dernekte, bir sivil toplum kuruluşunda ya da kültür ve sanat topluluğunda bulunmanın anlamı nedir? Yalnızca isim listesinde yer almak mı? Kartvizit taşımak mı? Sosyal medyada kendini önemli göstermek mi? Toplantılarda görünmek, fotoğraflarda yer almak, alkışlanmak ve başkalarının kendisine bir sıfatla hitap etmesini beklemek mi? Eğer bütün mesele bundan ibaretse orada bir hizmet anlayışından değil, bir görünürlük yarışından söz etmek gerekir. Çünkü makamın gölgesinde büyümeye çalışan çoktur; fakat o makamın sorumluluğunu omuzlayanların sayısı her zaman aynı değildir. UNVANIN VAR, PEKİ YA HİZMETİN? Günümüzde bazı insanların taşıdıkları unvanlarla yaptıkları işler arasında büyük bir uçurum oluştuğunu görüyoruz. Kimi genel başkan yardımcısıdır, kimi temsilcidir, kimi yönetim kurulu üyesidir, kimi koordinatördür, kimi de kendisini bir davanın en önemli isimlerinden biri olarak tanıtır. Fakat bütün bu sıfatların arkasında nasıl bir emek vardır? Hangi çalışma yapılmıştır? Hangi insanın hayatına dokunulmuştur? Hangi genç desteklenmiş, hangi çocuk sevindirilmiş, hangi sanatçıya el uzatılmış, hangi kültürel değer geleceğe taşınmıştır? İşte asıl mesele budur. Unvanınızın uzunluğu, hizmetinizin büyüklüğünü göstermez. Adınızın afişlerde büyük harflerle yazılması, toplumda büyük bir iz bıraktığınız anlamına gelmez. Bir kurumun adını her yerde kullanmak, o kuruma hizmet etmekle aynı şey değildir. Bir davanın savunucusu olduğunu söylemek de o davaya gerçekten emek verdiğini kanıtlamaz. Söz söylemek kolaydır. İddia ortaya koymak kolaydır. Kendine görev biçmek, kendini önemli göstermek, başkalarının emeği üzerinden itibar kazanmak da kolaydır. Zor olan, kimse görmezken çalışmak; kimse alkışlamazken sorumluluğunu yerine getirmek; hiçbir karşılık beklemeden bir insanın elinden tutmak ve bütün bunları yaparken de dürüstlüğünden ödün vermemektir. Çünkü hizmet, insanın kendisini anlatmasıyla değil, yaptığı işlerin başkalarının hayatında oluşturduğu değişimle anlaşılır. Bir insanın yüzlerce fotoğrafı olabilir ama ortaya koyduğu tek bir somut çalışma bulunmayabilir. Binlerce paylaşım yapabilir ama bir insanın derdine ortak olmayabilir. Her konuşmasında birlikten, beraberlikten, kardeşlikten söz edebilir ama iş kendi çıkarına geldiğinde ortak emeği unutabilir. Böyle bir durumda sorulması gereken soru şudur: Ortada gerçekten bir hizmet mi vardır, yoksa hizmet görüntüsü altında sürdürülen bir kişisel itibar arayışı mı? Elbette herkesin imkânı, zamanı ve çalışma kapasitesi aynı değildir. Herkes aynı ölçüde iş yapamayabilir. Ancak samimiyetin bir ölçüsü vardır: İnsan, imkânı ölçüsünde gayret gösterir, sorumluluğunu bilir ve yapamadığı işi yapmış gibi anlatmaz. Az iş yapmak başka, hiçbir şey yapmadığı hâlde büyük işler başarmış gibi görünmek başkadır. BİR DAVAYA GÖNÜL VERMEK, O DAVANIN ADINI KULLANMAKTAN İBARET DEĞİLDİR Bir davaya gönül vermek, o davanın adını dilinden düşürmemek değildir. Bir davaya gönül vermek, onun yükünü gerektiğinde omuzlamaktır. Eğer bir dernek eğitim için kurulmuşsa eğitime katkı sunacaksınız. Eğer bir kuruluş kız çocuklarının okuması için mücadele ediyorsa o çocukların geleceği için elinizden geleni yapacaksınız. Eğer bir sanat topluluğunun içindeyseniz sanatın gelişmesi, sanatçıların desteklenmesi ve kültürün yaşatılması için gayret göstereceksiniz. Eğer bir kültür hareketinin temsilcisiyseniz temsil ettiğiniz değerleri öğrenmek, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak için sorumluluk alacaksınız. Bunlar yapılmadan yalnızca kurumun adını kullanmak, tabelasının önünde durmak ve görev unvanını duyurmak, kuruluş amacını yerine getirmez. Bir derneğin kuruluş amacı kâğıt üzerinde yazılı olabilir. Tüzüğünde güzel cümleler bulunabilir. Toplantılarda büyük hedefler açıklanabilir. Fakat bu hedefleri gerçekleştirecek insanlar sorumluluklarını yerine getirmiyorsa bütün o güzel cümleler duvarlarda asılı birer temenni olarak kalmasın Mahmut Çiçekdağı
Ekleme Tarihi: 11 Ekim 2026 -Pazar

BİR AMACIN, BİR GAYEN YOKSA; VARLIĞIN DEĞİL, GÖLGEN KONUŞUR!

Makam sahibi olmak kolaydır; o makamın hakkını vermek herkesin harcı değildir!

İnsan, yalnızca bir yerde bulunmakla değil, bulunduğu yere ne kattığıyla ölçülür. Bir topluluğun içinde görünmek, bir derneğin yönetiminde yer almak, bir kurumun tabelası altında adını yazdırmak, bir unvan taşımak ya da bir fotoğrafta boy göstermek, insana kendiliğinden değer kazandırmaz. Çünkü hayatın değişmez bir gerçeği vardır: İnsan, bulunduğu yerin değil; o yere kattığı emeğin, ortaya koyduğu iradenin ve taşıdığı sorumluluğun karşılığıdır.
Bir amacı olmayanın yönü olmaz. Bir gayesi olmayanın mücadelesi olmaz. Bir niyeti olmayanın samimiyeti sorgulanır. Bir sorumluluk üstlenip de onun gereğini yerine getirmeyen kişinin ise taşıdığı unvan, zamanla içi boş bir kelimeden ibaret kalır.
Şimdi açıkça soralım: Bir kurumda, bir dernekte, bir sivil toplum kuruluşunda ya da kültür ve sanat topluluğunda bulunmanın anlamı nedir? Yalnızca isim listesinde yer almak mı? Kartvizit taşımak mı? Sosyal medyada kendini önemli göstermek mi? Toplantılarda görünmek, fotoğraflarda yer almak, alkışlanmak ve başkalarının kendisine bir sıfatla hitap etmesini beklemek mi?
Eğer bütün mesele bundan ibaretse orada bir hizmet anlayışından değil, bir görünürlük yarışından söz etmek gerekir.
Çünkü makamın gölgesinde büyümeye çalışan çoktur; fakat o makamın sorumluluğunu omuzlayanların sayısı her zaman aynı değildir.
UNVANIN VAR, PEKİ YA HİZMETİN?
Günümüzde bazı insanların taşıdıkları unvanlarla yaptıkları işler arasında büyük bir uçurum oluştuğunu görüyoruz. Kimi genel başkan yardımcısıdır, kimi temsilcidir, kimi yönetim kurulu üyesidir, kimi koordinatördür, kimi de kendisini bir davanın en önemli isimlerinden biri olarak tanıtır. Fakat bütün bu sıfatların arkasında nasıl bir emek vardır? Hangi çalışma yapılmıştır? Hangi insanın hayatına dokunulmuştur? Hangi genç desteklenmiş, hangi çocuk sevindirilmiş, hangi sanatçıya el uzatılmış, hangi kültürel değer geleceğe taşınmıştır?
İşte asıl mesele budur.
Unvanınızın uzunluğu, hizmetinizin büyüklüğünü göstermez. Adınızın afişlerde büyük harflerle yazılması, toplumda büyük bir iz bıraktığınız anlamına gelmez. Bir kurumun adını her yerde kullanmak, o kuruma hizmet etmekle aynı şey değildir. Bir davanın savunucusu olduğunu söylemek de o davaya gerçekten emek verdiğini kanıtlamaz.
Söz söylemek kolaydır. İddia ortaya koymak kolaydır. Kendine görev biçmek, kendini önemli göstermek, başkalarının emeği üzerinden itibar kazanmak da kolaydır. Zor olan, kimse görmezken çalışmak; kimse alkışlamazken sorumluluğunu yerine getirmek; hiçbir karşılık beklemeden bir insanın elinden tutmak ve bütün bunları yaparken de dürüstlüğünden ödün vermemektir.
Çünkü hizmet, insanın kendisini anlatmasıyla değil, yaptığı işlerin başkalarının hayatında oluşturduğu değişimle anlaşılır.
Bir insanın yüzlerce fotoğrafı olabilir ama ortaya koyduğu tek bir somut çalışma bulunmayabilir. Binlerce paylaşım yapabilir ama bir insanın derdine ortak olmayabilir. Her konuşmasında birlikten, beraberlikten, kardeşlikten söz edebilir ama iş kendi çıkarına geldiğinde ortak emeği unutabilir.
Böyle bir durumda sorulması gereken soru şudur: Ortada gerçekten bir hizmet mi vardır, yoksa hizmet görüntüsü altında sürdürülen bir kişisel itibar arayışı mı?
Elbette herkesin imkânı, zamanı ve çalışma kapasitesi aynı değildir. Herkes aynı ölçüde iş yapamayabilir. Ancak samimiyetin bir ölçüsü vardır: İnsan, imkânı ölçüsünde gayret gösterir, sorumluluğunu bilir ve yapamadığı işi yapmış gibi anlatmaz.
Az iş yapmak başka, hiçbir şey yapmadığı hâlde büyük işler başarmış gibi görünmek başkadır.
BİR DAVAYA GÖNÜL VERMEK, O DAVANIN ADINI KULLANMAKTAN İBARET DEĞİLDİR
Bir davaya gönül vermek, o davanın adını dilinden düşürmemek değildir. Bir davaya gönül vermek, onun yükünü gerektiğinde omuzlamaktır.
Eğer bir dernek eğitim için kurulmuşsa eğitime katkı sunacaksınız. Eğer bir kuruluş kız çocuklarının okuması için mücadele ediyorsa o çocukların geleceği için elinizden geleni yapacaksınız. Eğer bir sanat topluluğunun içindeyseniz sanatın gelişmesi, sanatçıların desteklenmesi ve kültürün yaşatılması için gayret göstereceksiniz. Eğer bir kültür hareketinin temsilcisiyseniz temsil ettiğiniz değerleri öğrenmek, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak için sorumluluk alacaksınız.
Bunlar yapılmadan yalnızca kurumun adını kullanmak, tabelasının önünde durmak ve görev unvanını duyurmak, kuruluş amacını yerine getirmez.
Bir derneğin kuruluş amacı kâğıt üzerinde yazılı olabilir. Tüzüğünde güzel cümleler bulunabilir. Toplantılarda büyük hedefler açıklanabilir. Fakat bu hedefleri gerçekleştirecek insanlar sorumluluklarını yerine getirmiyorsa bütün o güzel cümleler duvarlarda asılı birer temenni olarak kalmasın

Mahmut Çiçekdağı

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.