
Kitapların fiyatı yükselirken çocukların hayalleri neden geri planda kalıyor?
Kitap fuarları… Bir toplumun kültürünü, bilgisini, düşünce dünyasını ve geleceğe bakışını şekillendiren en önemli buluşma noktalarından biridir. Kitapların raflardan çıkarak insanlarla buluştuğu, yazarların okuyucularıyla tanıştığı, çocukların hayallerine yeni pencereler açtığı, gençlerin kendilerini keşfettiği özel alanlardır. En azından kitap fuarlarından beklediğimiz budur. Peki bugün düzenlenen kitap fuarlarında bu beklentilerimizin ne kadarı karşılanıyor? Kitap fuarları gerçekten okuma kültürünü yaygınlaştırmak için mi düzenleniyor, yoksa giderek ticari kaygıların ağır bastığı organizasyonlara mı dönüşüyor?
Bu soruyu sormak, kitap fuarlarına karşı olmak değildir. Tam tersine, kitap fuarlarının gerçek anlamını korumasını istemektir. Çünkü kitap, yalnızca satılan bir ürün değildir. Kitap; düşüncenin, bilginin, vicdanın, hayalin ve insanlığın ortak hafızasının taşıyıcısıdır. Kitaba yalnızca kazanç kapısı olarak bakarsak onun insan hayatındaki asıl değerini gözden kaçırırız.
Kitap fuarlarının asıl amacı ne olmalı?
Bir kitap fuarının kapısından içeri giren çocuğun gözlerinde merak, gençlerin yüreğinde öğrenme isteği, yetişkinlerin zihninde yeni düşünceler görmeliyiz. Fuar alanları, insanların yalnızca alışveriş yaptığı yerler olmamalı; aynı zamanda öğrendiği, sorguladığı, tartıştığı ve kendini geliştirdiği kültür merkezleri hâline gelmelidir.
Kitap fuarları sayesinde çocuklar farklı dünyalarla tanışmalı, gençler kendilerine örnek alabilecek yazarları keşfetmeli, öğretmenler eğitim kaynaklarına ulaşmalı, aileler çocuklarına kitap sevgisini nasıl kazandırabileceklerini öğrenmelidir.
Bir çocuğun eline aldığı ilk kitap, onun geleceğinde büyük bir değişimin başlangıcı olabilir. Belki o çocuk yıllar sonra bir öğretmen, bir bilim insanı, bir şair, bir yazar ya da ülkesine faydalı bir birey olacaktır. İşte kitap fuarlarının gerçek başarısı, yalnızca kaç kitabın satıldığıyla değil, kaç insanın hayatına dokunulduğuyla ölçülmelidir.
Kitaplar neden çocukların ulaşamayacağı kadar pahalı olsun?
Bugün üzerinde düşünmemiz gereken konulardan biri de kitap fiyatlarıdır. Elbette kitapların hazırlanmasının, basılmasının, dağıtılmasının ve tanıtılmasının bir maliyeti vardır. Yazarın emeği, yayınevinin çalışması, matbaacının alın teri elbette karşılığını bulmalıdır. Kitap üreten insanların geçimini sağlaması da son derece doğaldır.
Ancak bütün bu gerçeklerin yanında başka bir gerçek daha vardır: Her ailenin ekonomik imkânı aynı değildir.
Bir fuara heyecanla gelen çocuk, beğendiği kitabı eline alıp fiyatını öğrendiğinde onu yerine bırakmak zorunda kalıyorsa burada hepimizin düşünmesi gereken bir mesele vardır. Kitap sevgisi daha başlamadan ekonomik engellere takılmamalıdır.
Çocuğun gözleri kitaba uzanırken ailesinin bütçesi buna yetmiyorsa ne yapacağız? Gençler kitap okumak istiyor ama bütçeleri birden fazla kitap almaya yetmiyorsa onları nasıl destekleyeceğiz?
Kitap fuarları, yalnızca alım gücü yüksek insanların rahatlıkla alışveriş yapabildiği alanlar olmamalıdır. Öğrencilere özel indirimler, uygun fiyatlı kitap bölümleri, ücretsiz çocuk etkinlikleri ve okullarla iş birliği içinde yürütülen projeler daha fazla önem kazanmalıdır.
Çünkü okumak bir ayrıcalık değil, toplumun her kesiminin ulaşabilmesi gereken temel bir kültürel ihtiyaçtır.
Şair ve yazar olmak, yalnızca kitap satmak mıdır?
Bir başka mesele de şair ve yazarların fuarlardaki konumudur.
Elbette yazarlar eserlerini tanıtmalı, kitaplarını imzalamalı ve emeklerinin karşılığını almalıdır. Bir yazarın kitabını satması, okuyucusuyla buluşması ve eserinden gelir elde etmesi yanlış değildir. Hatta bu emeğin desteklenmesi gerekir.
Ancak asıl soru şudur: Bir yazarın fuardaki varlığı yalnızca kitap satışından mı ibaret olmalıdır?
Bazı etkinliklerde fotoğraf çektirmek, imza almak, sosyal medyada paylaşım yapmak ve satış rakamlarını artırmak, kültürel paylaşımın önüne geçebiliyor. Böyle bir yaklaşım yaygınlaştığında fuarın asıl amacı geri planda kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Bir şairin değeri yalnızca kaç kitap sattığıyla ölçülebilir mi? Bir yazarın başarısı, fuar sonunda elinde kalan kitapların sayısıyla mı belirlenmelidir? Bir eserin kıymeti, yalnızca satış rakamlarından mı anlaşılır?
Elbette hayır!
Bazen bir yazarın tek bir cümlesi, bir gencin hayatına yön verir. Bazen bir şiir, umudunu kaybetmiş bir insanın yeniden ayağa kalkmasına vesile olur. Bazen bir çocuk kitabı, bir çocuğun dünyaya bakışını değiştirir. Bunların hiçbirini yalnızca satış rakamlarıyla ölçemeyiz.
Şair ve yazar, eserini okuyucusuna ulaştırırken aynı zamanda düşüncesini, duygusunu ve birikimini de paylaşmalıdır. Kitabını imzalayan bir yazarın, karşısındaki gençle birkaç dakika sohbet etmesi, onun sorularını cevaplaması, yazmaya ilgi duyan bir çocuğa cesaret vermesi de en az imza kadar değerlidir.
Fotoğraf mı önemli, yoksa kurulan gönül bağı mı?
Günümüzde fotoğraf çekmek, etkinliklere katıldığımızı göstermenin kolay bir yolu hâline geldi. Kitap fuarlarında da yazarlarla fotoğraf çektirmek, sosyal medyada paylaşım yapmak ve tanışıklıkları görünür kılmak sıkça karşılaştığımız davranışlar arasında.
Bunda tek başına yanlış bir şey yoktur. Fotoğraflar güzel hatıralar bırakır, etkinliklerin duyurulmasına yardımcı olur. Ancak fotoğraf, kültürel buluşmanın kendisinin yerine geçmemelidir.
Bir yazarla fotoğraf çektirmek elbette güzel bir hatıradır. Fakat o yazardan bir şey öğrenmek, onun düşüncelerini dinlemek, bir kitabın hangi duygulardan doğduğunu anlamak daha kalıcı bir kazanımdır.
Bir fuarda yüzlerce fotoğraf çekilebilir, binlerce sosyal medya paylaşımı yapılabilir. Peki kaç çocuk bir kitabın sayfalarını merak ederek evine dönmüştür? Kaç genç, fuarda tanıştığı bir yazarın sözlerinden etkilenerek şiir yazmaya başlamıştır? Kaç öğrenci, daha önce hiç tanımadığı bir bilim dalına ya da edebî türe ilgi duymuştur?
Asıl üzerinde durmamız gereken sorular bunlardır.
Çocuklar ve gençler neden geri planda kalıyor?
Kitap fuarlarının en önemli misafirleri çocuklar ve gençler olmalıdır. Çünkü geleceğin okurları, yazarları, öğretmenleri, bilim insanları ve sanatçıları bugün yetişmektedir.
Fuar alanlarında çocuk edebiyatına daha fazla yer verilmeli, gençlerin ilgisini çekecek söyleşiler düzenlenmeli, yaratıcı yazarlık atölyeleri yapılmalı, şiir dinletileri ve kitap okuma etkinlikleri artırılmalıdır.
Çocuklara yalnızca kitap satmaya çalışmak yerine onlara kitapların dünyasını sevdirmeliyiz. Bir çocuğun kitabı eline alıp sayfalarını merakla çevirmesi, bir karakterin hikâyesine kapılması, okuduğu bir cümle üzerine düşünmesi paha biçilemez bir kazanımdır.
Gençlerin de yalnızca izleyici olarak kalmadığı, kendi fikirlerini dile getirebildiği, sorular sorabildiği, şiirlerini okuyabildiği ve yazarlık deneyimlerini geliştirebildiği ortamlar oluşturulmalıdır.
Çünkü gençlere söz hakkı vermeden onların okuma kültürünü geliştiremeyiz. Onları yalnızca kitap satın alan kişiler olarak görürsek, edebiyatla kurabilecekleri derin bağın önüne kendimiz engel koymuş oluruz.
Yayınevleri, organizatörler ve yazarlar ne yapmalı?
Burada sorumluluk yalnızca bir kesime ait değildir. Kitap fuarlarını düzenleyen kuruluşlar, yayınevleri, yazarlar, yerel yönetimler, eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşları ortak bir anlayışla hareket etmelidir.
Organizasyonları düzenleyen kuruluşlar, katılımcıların ekonomik yüklerini ve fuar alanındaki kültürel faaliyetleri birlikte değerlendirmelidir. Yayınevleri, kitapların daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için imkânları ölçüsünde öğrenci indirimleri ve uygun fiyatlı eser seçenekleri sunmalıdır.
Şairler ve yazarlar, fuarı yalnızca eserlerini tanıtacakları bir yer olarak değil, okurlarla bilgi ve duygu paylaşabilecekleri bir buluşma alanı olarak değerlendirmelidir.
Okullar ve öğretmenler de öğrencilerin fuarlara bilinçli biçimde katılmasını sağlamalıdır. Öğrenciler fuara yalnızca gezmek için değil, yeni kitaplar keşfetmek, yazarları tanımak ve okuma alışkanlıklarını geliştirmek için gitmelidir.
Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları ise maddi imkânları sınırlı çocukların kitaplara ulaşabilmesi için kampanyalar düzenleyebilir. Kitap bağışları, okul kütüphanelerine destekler ve okuma projeleriyle fuarın etkisi etkinlik günlerinin ötesine taşınabilir.
Böylece kitap fuarları birkaç günlük organizasyon olmaktan çıkar, yıl boyunca devam eden bir kültür hareketine dönüşebilir.
Kitap fuarlarının başarısı neyle ölçülmeli?
Bir fuarın başarısını yalnızca ziyaretçi sayısı, satılan kitap miktarı veya düzenlenen imza günleriyle değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur.
Elbette bu ölçütler önemlidir. Ancak bunların yanında başka sorulara da cevap aramalıyız:
Kaç çocuk yeni bir kitapla tanıştı? Kaç öğrenci ücretsiz veya indirimli etkinliklere katıldı? Kaç genç yazarlık konusunda ilk adımını attı? Kaç okul kütüphanesine destek sağlandı? Kaç okuyucu, fuar sonrasında da kitap okumaya devam etti?
İşte bu sorular, fuarların kültürel etkisini daha iyi anlamamızı sağlar.
Bir fuar alanında binlerce kitap satılması elbette sevindiricidir. Fakat o fuardan ayrılan çocukların kitap okumaya karşı ilgisi artmıyorsa, gençler yazarlarla anlamlı bir bağ kuramıyorsa ve kitaplar toplumun daha geniş kesimlerine ulaşamıyorsa üzerinde yeniden düşünmemiz gereken noktalar vardır.
Ticaret ile kültür birbirine düşman değildir. Kitapların satılması, yazarların kazanması ve yayınevlerinin ayakta kalması gerekir. Ancak ticari başarı, kültürel sorumluluğu gölgelememelidir.
Kitap fuarları yeniden gönüllere dokunmalı
Benim üzerinde durduğum mesele, kitap fuarlarının düzenlenmesine karşı çıkmak değil; onların daha anlamlı, daha erişilebilir ve daha verimli hâle gelmesini istemektir.
Bir şair olarak, bir yazar olarak, kelimelerin insan hayatında nasıl izler bırakabildiğini biliyorum. Kitapların insanları bir araya getiren, düşüncelerini geliştiren ve umutlarını büyüten bir gücü olduğuna inanıyorum.
Bu nedenle fuarlarda kazanç elde edilmesine değil, kazancın her şeyin önüne geçmesine itiraz ediyorum. Kitapların tanıtılmasına değil, tanıtımın kitabın içindeki düşüncenin önüne geçmesine itiraz ediyorum. Fotoğraf çekilmesine değil, fotoğrafın sohbetin, paylaşımın ve öğrenmenin yerini almasına itiraz ediyorum.
Bir kitabın fiyatını konuşurken onun bir çocuğa kazandıracağı hayalleri de konuşmalıyız. Bir yazarın satışlarını değerlendirirken gençlere verebileceği ilhamı da düşünmeliyiz. Bir fuarın gelirini hesaplarken toplumun kültürel kazanımlarını da hesaba katmalıyız.
Çünkü kitap, yalnızca satın alındığında değil, okunduğunda, anlaşıldığında ve insanın hayatında bir değişim meydana getirdiğinde gerçek değerini bulur.
Son söz: Kitap satılsın ama kitap sevgisi kaybolmasın!
Kitap fuarları bir ticaret alanı olmanın ötesinde, kültürün, bilginin, sanatın ve insanlığın buluşma noktası olmalıdır. Şairler ve yazarlar emeklerinin karşılığını almalı, yayınevleri eserlerini tanıtmalı, organizatörler çalışmalarını sürdürebilmelidir. Fakat bütün bunlar yapılırken çocukların, gençlerin ve ekonomik imkânları sınırlı okuyucuların ihtiyaçları unutulmamalıdır.
Unutmayalım ki bugün bir çocuğa kazandıracağımız okuma alışkanlığı, yarının daha bilinçli toplumunun temelini oluşturacaktır.
Bir fuarın kapısından giren çocuk, yalnızca bir kitap satın alıp çıkmamalı; yeni hayallerle, yeni bilgilerle ve öğrenme arzusuyla evine dönmelidir. Gençler yalnızca fotoğraf karelerinde yer almamalı; düşünceleriyle, sorularıyla ve üretkenlikleriyle kültür hayatının içinde olmalıdır.
Şairler ve yazarlar yalnızca kitaplarını imzalamamalı; kelimelerin gücünü, edebiyatın güzelliğini ve okumanın önemini de anlatmalıdır.
Çünkü kitap fuarlarının gerçek kazancı, kasalara giren paradan ibaret değildir. Asıl kazanç, bir çocuğun gözlerinde yanan merak, bir gencin yüreğinde büyüyen umut ve toplumun geleceğine ekilen bilgi tohumudur.
Kitaplar satılsın, yazarlar kazansın, yayınevleri yaşasın. Ama bütün bunların yanında çocuklar okusun, gençler öğrensin, toplum gelişsin.
Kitap fuarları ticaretin gölgesinde kalmasın; kültürün ışığıyla aydınlansın.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI
