Cengiz ÇETİK- Yazar, Şair, Eğitimci
Köşe Yazarı
Cengiz ÇETİK- Yazar, Şair, Eğitimci
 

KARŞITLIKLARIN DÜNYASI

Gece evin içinden bir tıkırtı gelse başımızı kaldırır, dinlemeye başlarız. Sesin geldiği yeri anlamaya çalışırız. Gündüz aynı sesi duyduğumuzda ise yaptığımız işe devam edebiliriz. Pencereden giren ışık, sanki bizi bütün tehlikelerden koruyormuş gibi içimizi rahatlatır. Oysa aydınlıkta da incinir insan. Hem de bazen kendisini en güvende hissettiği yerde. Tanımadığımız birinin sert sözüne üzülür, yolumuza devam ederiz. Sevdiğimiz birinin ağzından çıkan aynı söz ise günlerce içimizde dolaşır. Söyleneni tekrar tekrar düşünürüz. Birlikte içilen çaylar, paylaşılan sırlar, verilen sözler gelir aklımıza. Bizi yaralayan cümlenin yanında, o cümleyi söyleyen kişiye duyduğumuz güven de vardır. Demek ki karanlığı yalnızca ışığın çekildiği yerlerde aramamak gerekiyor. Hayatı karşıtlıklarla anlamlandırıyoruz: Aydınlık ve karanlık, iyilik ve kötülük, mutluluk ve acı… Birini anlatırken ötekinden yardım alıyoruz. Fakat yaşamın içinde bunların sınırlarını çizmek, kâğıt üzerinde yan yana yazmak kadar kolay olmuyor. Kendimizi çoğunlukla iyiliğin tarafında görüyoruz. Bir tartışmada sesimizi yükseltmemizin, birini kırmamızın, bir başkasının hakkını görmezden gelmemizin açıklaması hazır oluyor. Öfkeliydik, yorgunduk, üzerimize gelinmişti… Başkasının davranışını yargılarken gösterdiğimiz kesinlik, sıra kendimize geldiğinde yumuşuyor. İnsanın kendi içindeki karşıtlıklarla yüzleşmesi de burada başlıyor. Bir haksızlığa uğradığımızda içimizden geçenleri düşünelim. Önce anlaşılmak isteriz. Sonra hakkımızın verilmesini, yapılanın düzeltilmesini bekleriz. Bunlar olmayınca başka bir duygu büyümeye başlar: Bize bunu yapan da aynı acıyı çeksin isteriz. İşte o anda uğradığımız haksızlığın yanına, bizim yapabileceklerimiz de eklenir. Kendimizi korumaya, itiraz etmeye, gerektiğinde aramıza mesafe koymaya hakkımız var. Kötülüğe karşı durmak bazen cesaret, bazen sabır, bazen de açıkça “Buraya kadar” diyebilmek ister. Fakat öfkemizin haklı bir nedeni olması, onunla yaptığımız her davranışı haklı kılmaz. Bize yapılanı bir başkasına yapmaya başladığımızda, durup kendi sesimizi de dinlememiz gerekir. Çünkü kötülük bazen kendisine karşı verilen mücadelenin içine sızar. Yaşadığımız güçlüklerin bizi değiştirdiği de bir gerçek. Bir engeli aşmak için düşünür, bir eksikliği gidermek için çalışırız. Başaramadığımız bir iş bizi yeni bir yol aramaya yöneltebilir. Kendimizi koruma ihtiyacı, daha önce fark etmediğimiz bir gücümüzü ortaya çıkarabilir. Ama bundan, gelişebilmek için mutlaka kötülüğe ihtiyaç duyduğumuz sonucunu çıkarabilir miyiz? Bir çocuğun merakı da insanı harekete geçirir. Sevdiğimiz birinin hayatını kolaylaştırma isteği de. Bir öğretmen, öğrencisinin gözlerinde beliren anlama sevincini yeniden görmek için başka bir anlatım yolu arar. İnsan bazen yarasını kapatmak için, bazen de dünyaya duyduğu ilgiyle üretir. Acıyla yazı arasındaki ilişkiyi de böyle düşünüyorum. Hüzün, insanın içinde uzun süre konuşur. Söyleyemediği bir söz, yetişemediği bir veda, boş kalan bir sandalye gelip bir cümlenin içine yerleşir. Yazmak, taşımakta zorlandığımız duygulara bir yer açabilir. Kâğıda döktüğümüz her şey eksilmez belki; fakat biçim kazanır, paylaşılabilir hâle gelir. Yine de mutluluğun kalemi susturduğunu söyleyemeyiz. Bir kavuşmanın, çocuk kahkahasının, yıllar sonra gelen bir haberin de yazılacak hikâyesi vardır. İnsan sevinçle de derinleşebilir. Bazen güzel bir anın geçip gitmesine razı olamadığı için yazar. Burada dikkat etmemiz gereken bir şey var: Acıdan bir anlam çıkarabilmek, o acıyı gerekli kılmaz. Yaşadığımız bir kötülüğün ardından güçlenmiş olabiliriz. Bunun için bize kötülük yapanı hayatımızın öğretmeni ilan etmek zorunda değiliz. Ayağa kalkarken verdiğimiz emeğin, bize uzanan ellerin, kendi direncimizin hakkını da teslim etmeliyiz. Karşıtlıkların dünyasında yaşıyoruz. İçimizde merhamet de öfke de, umut da korku da yer bulabiliyor.Hangisinin davranışımıza dönüşeceği, her gün yeniden verdiğimiz küçük kararlarda beliriyor. Evde kurduğumuz bir cümlede, sokakta gösterdiğimiz sabırda, kendisini savunamayan birinin yanında duruşumuzda… Bütün karanlıkları ortadan kaldırmaya gücümüz yetmeyebilir. Yine de bir insanın hayatını zorlaştırmaktan vazgeçebilir, birinin yükünü hafifletebiliriz. İnsan kalabilmek, biraz da bize yapılan kötülüğün başkasının kaderine dönüşmesini engelleyebilmektir. Cengiz ÇETİK
Ekleme Tarihi: 17 Ekim 2026 -Cumartesi

KARŞITLIKLARIN DÜNYASI

Gece evin içinden bir tıkırtı gelse başımızı kaldırır, dinlemeye başlarız. Sesin geldiği yeri anlamaya çalışırız. Gündüz aynı sesi duyduğumuzda ise yaptığımız işe devam edebiliriz. Pencereden giren ışık, sanki bizi bütün tehlikelerden koruyormuş gibi içimizi rahatlatır.

Oysa aydınlıkta da incinir insan. Hem de bazen kendisini en güvende hissettiği yerde.

Tanımadığımız birinin sert sözüne üzülür, yolumuza devam ederiz. Sevdiğimiz birinin ağzından çıkan aynı söz ise günlerce içimizde dolaşır. Söyleneni tekrar tekrar düşünürüz. Birlikte içilen çaylar, paylaşılan sırlar, verilen sözler gelir aklımıza. Bizi yaralayan cümlenin yanında, o cümleyi söyleyen kişiye duyduğumuz güven de vardır.

Demek ki karanlığı yalnızca ışığın çekildiği yerlerde aramamak gerekiyor.

Hayatı karşıtlıklarla anlamlandırıyoruz: Aydınlık ve karanlık, iyilik ve kötülük, mutluluk ve acı… Birini anlatırken ötekinden yardım alıyoruz. Fakat yaşamın içinde bunların sınırlarını çizmek, kâğıt üzerinde yan yana yazmak kadar kolay olmuyor.

Kendimizi çoğunlukla iyiliğin tarafında görüyoruz. Bir tartışmada sesimizi yükseltmemizin, birini kırmamızın, bir başkasının hakkını görmezden gelmemizin açıklaması hazır oluyor. Öfkeliydik, yorgunduk, üzerimize gelinmişti… Başkasının davranışını yargılarken gösterdiğimiz kesinlik, sıra kendimize geldiğinde yumuşuyor.

İnsanın kendi içindeki karşıtlıklarla yüzleşmesi de burada başlıyor.

Bir haksızlığa uğradığımızda içimizden geçenleri düşünelim. Önce anlaşılmak isteriz. Sonra hakkımızın verilmesini, yapılanın düzeltilmesini bekleriz. Bunlar olmayınca başka bir duygu büyümeye başlar: Bize bunu yapan da aynı acıyı çeksin isteriz.

İşte o anda uğradığımız haksızlığın yanına, bizim yapabileceklerimiz de eklenir.

Kendimizi korumaya, itiraz etmeye, gerektiğinde aramıza mesafe koymaya hakkımız var. Kötülüğe karşı durmak bazen cesaret, bazen sabır, bazen de açıkça “Buraya kadar” diyebilmek ister. Fakat öfkemizin haklı bir nedeni olması, onunla yaptığımız her davranışı haklı kılmaz. Bize yapılanı bir başkasına yapmaya başladığımızda, durup kendi sesimizi de dinlememiz gerekir.

Çünkü kötülük bazen kendisine karşı verilen mücadelenin içine sızar.

Yaşadığımız güçlüklerin bizi değiştirdiği de bir gerçek. Bir engeli aşmak için düşünür, bir eksikliği gidermek için çalışırız. Başaramadığımız bir iş bizi yeni bir yol aramaya yöneltebilir. Kendimizi koruma ihtiyacı, daha önce fark etmediğimiz bir gücümüzü ortaya çıkarabilir.

Ama bundan, gelişebilmek için mutlaka kötülüğe ihtiyaç duyduğumuz sonucunu çıkarabilir miyiz?

Bir çocuğun merakı da insanı harekete geçirir. Sevdiğimiz birinin hayatını kolaylaştırma isteği de. Bir öğretmen, öğrencisinin gözlerinde beliren anlama sevincini yeniden görmek için başka bir anlatım yolu arar. İnsan bazen yarasını kapatmak için, bazen de dünyaya duyduğu ilgiyle üretir.

Acıyla yazı arasındaki ilişkiyi de böyle düşünüyorum.

Hüzün, insanın içinde uzun süre konuşur. Söyleyemediği bir söz, yetişemediği bir veda, boş kalan bir sandalye gelip bir cümlenin içine yerleşir. Yazmak, taşımakta zorlandığımız duygulara bir yer açabilir. Kâğıda döktüğümüz her şey eksilmez belki; fakat biçim kazanır, paylaşılabilir hâle gelir.

Yine de mutluluğun kalemi susturduğunu söyleyemeyiz. Bir kavuşmanın, çocuk kahkahasının, yıllar sonra gelen bir haberin de yazılacak hikâyesi vardır. İnsan sevinçle de derinleşebilir. Bazen güzel bir anın geçip gitmesine razı olamadığı için yazar.

Burada dikkat etmemiz gereken bir şey var: Acıdan bir anlam çıkarabilmek, o acıyı gerekli kılmaz. Yaşadığımız bir kötülüğün ardından güçlenmiş olabiliriz. Bunun için bize kötülük yapanı hayatımızın öğretmeni ilan etmek zorunda değiliz. Ayağa kalkarken verdiğimiz emeğin, bize uzanan ellerin, kendi direncimizin hakkını da teslim etmeliyiz.

Karşıtlıkların dünyasında yaşıyoruz. İçimizde merhamet de öfke de, umut da korku da yer bulabiliyor.Hangisinin davranışımıza dönüşeceği, her gün yeniden verdiğimiz küçük kararlarda beliriyor. Evde kurduğumuz bir cümlede, sokakta gösterdiğimiz sabırda, kendisini savunamayan birinin yanında duruşumuzda…

Bütün karanlıkları ortadan kaldırmaya gücümüz yetmeyebilir. Yine de bir insanın hayatını zorlaştırmaktan vazgeçebilir, birinin yükünü hafifletebiliriz.

İnsan kalabilmek, biraz da bize yapılan kötülüğün başkasının kaderine dönüşmesini engelleyebilmektir.

Cengiz ÇETİK

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.