Kemal YAZAR
Köşe Yazarı
Kemal YAZAR
 

DÜRÜSTLÜĞÜN BEDELİ: 100 ALTINLIK BİR ADALET DERSİ

Yıllar önce bir yerde okuduğum ve beni çok etkileyen bir hikâye vardı. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen unutamadım. Bugün, aklımda kaldığı kadarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum. Rivayete göre olay, 1600'lü yıllarda yaşanmış gerçek bir olaymış. Hikâye de şöyleydi; Vaktiyle bir değirmenci yaşarmış. Dürüstlüğüyle tanınan, çevresinde sevilen, sözüne güvenilen, herkesin saygı duyduğu bir insanmış. Günlerden bir gün, atına binmiş yoluna giderken yerde bir kese bulmuş. Açıp baktığında içinin altın dolu olduğunu görmüş. Tek tek saymış; tam 100 altın! Değirmenci, "Bu altınlar benim değil. Kim bilir sahibi ne zorluklarla biriktirdi, şimdi de nasıl üzülüyordur?" diye düşünmüş. Hiç tereddüt etmeden doğruca o dönemin güvenlik görevlilerine gitmiş: "Yolda bir kese içinde 100 altın buldum. Sahibinin bulunup kendisine teslim edilmesini istiyorum." demiş. Görevliler altınları emanete almış, dönemin imkânlarıyla çevreye haber salmışlar. Aradan birkaç ay geçmiş. Bir adam çıkagelmiş: "Ben bir kese altın kaybettim. Kesesi şu renkteydi, üzerinde de şöyle bir işaret vardı." diyerek keseyi ayrıntılarıyla tarif etmiş. Tarif doğruymuş. Ancak iş altınların teslimine gelince adamın gözü dönmüş: "Benim kesemde 100 değil, tam 200 altın vardı! Bu değirmenci 100 altını almış. Ben 200 altınımın tamamını isterim!" demiş. Dürüst değirmenci şaşkına dönmüş: "Ben keseyi nasıl bulduysam öyle teslim ettim. İçinde 100 altın vardı. Bir tek altınına bile dokunmadım." diye kendini savunmuş. Fakat adam ısrar etmiş. Mesele sonunda mahkemeye taşınmış. Hâkim önce değirmenciyi, ardından altınların kendisine ait olduğunu söyleyen adamı dinlemiş. Değirmenci, kesede 100 altın bulunduğunu söylemiş. Diğer adam ise kesesinde 200 altın olduğunda diretmiş. Hâkim bir süre düşünmüş ve tarihe geçecek nitelikte bir karar vermiş: "Mademki senin kaybettiğin kesede 200 altın vardı, bulunan kesede ise yalnızca 100 altın var, öyleyse bu kese senin olamaz! Bu nedenle 100 altın, onu bulan dürüst değirmenciye verilecektir. Senin kaybettiğini söylediğin 200 altının aranmasına ise devam edilecektir!" Adam neye uğradığını şaşırmış. İtiraz etmiş, çırpınmış ama nafile! Açgözlülüğü yüzünden eline geçebilecek 100 altından da olmuş. Dürüst değirmenci ise başkasının hakkına el uzatmadığı gibi, haksız yere suçlanmasının karşılığında 100 altının sahibi olmuş. KISSADan HİSSE Bu hikâyenin üzerinden rivayete göre asırlar geçmiş. Ama ne yazık ki insanların açgözlülüğü de dürüstlüğün kıymeti de değişmemiş. Günümüzdeki foncu zihniyetin sergilediği gibi, kendisine sunulanla yetinmeyip daha fazlasını isteyen, çıkarı uğruna dürüst insanları bile suçlamaktan çekinmeyen anlayış hâlâ karşımızda. Oysa dürüstlük saflık değil, karakter meselesidir. Başkasının hakkına göz dikmemek bir erdem, kendisine yapılan iyiliği inkâr etmemek ise insanlık borcudur. Adalet yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, dürüst insanın hakkını ve onurunu da koruyabilmektir. Ve unutmayalım: Açgözlü insan, hakkı olanla yetinmezken elindekinden de olur. Dürüst insan ise bazen kaybeder gibi görünür ama asıl kaybeden hiçbir zaman karakterinden ödün vermeyendir. Çünkü insanın gerçek zenginliği kesesindeki altın değil, vicdanındaki dürüstlüktür. Altın kaybeden yeniden altın bulabilir; ama güven kaybeden, bir ömür arasa da eski itibarını bulamayabilir. Saygılarımla, Kemal Yazar
Ekleme Tarihi: 28 Ekim 2026 -Çarşamba

DÜRÜSTLÜĞÜN BEDELİ: 100 ALTINLIK BİR ADALET DERSİ

Yıllar önce bir yerde okuduğum ve beni çok etkileyen bir hikâye vardı. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen unutamadım.

Bugün, aklımda kaldığı kadarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

Rivayete göre olay, 1600'lü yıllarda yaşanmış gerçek bir olaymış.

Hikâye de şöyleydi;

Vaktiyle bir değirmenci yaşarmış. Dürüstlüğüyle tanınan, çevresinde sevilen, sözüne güvenilen, herkesin saygı duyduğu bir insanmış.

Günlerden bir gün, atına binmiş yoluna giderken yerde bir kese bulmuş. Açıp baktığında içinin altın dolu olduğunu görmüş. Tek tek saymış; tam 100 altın!

Değirmenci, "Bu altınlar benim değil. Kim bilir sahibi ne zorluklarla biriktirdi, şimdi de nasıl üzülüyordur?" diye düşünmüş.

Hiç tereddüt etmeden doğruca o dönemin güvenlik görevlilerine gitmiş:

"Yolda bir kese içinde 100 altın buldum. Sahibinin bulunup kendisine teslim edilmesini istiyorum." demiş.

Görevliler altınları emanete almış, dönemin imkânlarıyla çevreye haber salmışlar.

Aradan birkaç ay geçmiş. Bir adam çıkagelmiş:

"Ben bir kese altın kaybettim. Kesesi şu renkteydi, üzerinde de şöyle bir işaret vardı." diyerek keseyi ayrıntılarıyla tarif etmiş.

Tarif doğruymuş. Ancak iş altınların teslimine gelince adamın gözü dönmüş:

"Benim kesemde 100 değil, tam 200 altın vardı! Bu değirmenci 100 altını almış. Ben 200 altınımın tamamını isterim!" demiş.

Dürüst değirmenci şaşkına dönmüş:

"Ben keseyi nasıl bulduysam öyle teslim ettim. İçinde 100 altın vardı. Bir tek altınına bile dokunmadım." diye kendini savunmuş.

Fakat adam ısrar etmiş. Mesele sonunda mahkemeye taşınmış.

Hâkim önce değirmenciyi, ardından altınların kendisine ait olduğunu söyleyen adamı dinlemiş.

Değirmenci, kesede 100 altın bulunduğunu söylemiş. Diğer adam ise kesesinde 200 altın olduğunda diretmiş.

Hâkim bir süre düşünmüş ve tarihe geçecek nitelikte bir karar vermiş:

"Mademki senin kaybettiğin kesede 200 altın vardı, bulunan kesede ise yalnızca 100 altın var, öyleyse bu kese senin olamaz!

Bu nedenle 100 altın, onu bulan dürüst değirmenciye verilecektir. Senin kaybettiğini söylediğin 200 altının aranmasına ise devam edilecektir!"

Adam neye uğradığını şaşırmış. İtiraz etmiş, çırpınmış ama nafile!

Açgözlülüğü yüzünden eline geçebilecek 100 altından da olmuş.

Dürüst değirmenci ise başkasının hakkına el uzatmadığı gibi, haksız yere suçlanmasının karşılığında 100 altının sahibi olmuş.

KISSADan HİSSE

Bu hikâyenin üzerinden rivayete göre asırlar geçmiş. Ama ne yazık ki insanların açgözlülüğü de dürüstlüğün kıymeti de değişmemiş.

Günümüzdeki foncu zihniyetin sergilediği gibi, kendisine sunulanla yetinmeyip daha fazlasını isteyen, çıkarı uğruna dürüst insanları bile suçlamaktan çekinmeyen anlayış hâlâ karşımızda.

Oysa dürüstlük saflık değil, karakter meselesidir. Başkasının hakkına göz dikmemek bir erdem, kendisine yapılan iyiliği inkâr etmemek ise insanlık borcudur.

Adalet yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, dürüst insanın hakkını ve onurunu da koruyabilmektir.

Ve unutmayalım:

  • Açgözlü insan, hakkı olanla yetinmezken elindekinden de olur.

  • Dürüst insan ise bazen kaybeder gibi görünür ama asıl kaybeden hiçbir zaman karakterinden ödün vermeyendir.

Çünkü insanın gerçek zenginliği kesesindeki altın değil, vicdanındaki dürüstlüktür.

Altın kaybeden yeniden altın bulabilir; ama güven kaybeden, bir ömür arasa da eski itibarını bulamayabilir.

Saygılarımla,

Kemal Yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.