İki yaşlı adam parkta oturmuş, kahkahalarla gülüyormuş. Yanlarından geçen bir genç dayanamayıp sormuş:
— Amcalar, sizin derdiniz yok herhâlde! Memleketin hâline bakmadan ne güzel gülüyorsunuz!
Yaşlılardan biri cevap vermiş:
— Bak delikanlı, memleketi kurtarmak için bir çözümümüz var!
— Nedir o çözüm?
— Bütün halkı, yanlarına da bir eşeği alıp hapishaneye tıkmak!
Genç şaşkınlıkla sormuş:
— İyi de amcalar, eşeğin ne suçu var?
İki yaşlı adam kahkahayı basmış. İçlerinden biri diğerine dönüp şöyle demiş:
— Demedim mi sana! Herkes eşeği soruyor, bu halkı kimse sormuyor!
Şimdi biraz düşünelim…
Bu mevzunun asıl acı tarafı, eşeğin neden hapishaneye konulduğu değil; insanların kendi başlarına gelenleri sorgulamak yerine önemsiz ayrıntılara takılmasıdır.
Bazen memleketin en büyük sorunları gözümüzün önünde dururken biz başka şeyleri tartışır, asıl sorumluları sorgulamayı unuturuz. Bizi yönetenleri, alınan kararları, yapılan yanlışları konuşmak yerine ayrıntılara takılır; sonunda da kendi geleceğimizi ilgilendiren meseleleri gözden kaçırırız.
Bir toplumun en büyük kaybı, yanlışları görmemesi değil; gördüğü yanlışların hesabını sormaktan vazgeçmesidir. Çünkü sorgulamayan toplumlarda sorunlar büyür, yanlışlar sıradanlaşır, bedelini ise yine halk öder.
Asıl mesele eşeğin neden hapiste olduğu değil, halkın neden orada olacağını sorgulayabilmektir!