Röportaj: Mahmut Çiçekdağı
Kahramanmaraş’tan Almanya’ya, oradan Mersin’e uzanan bir hayat hikâyesi… Şair Leyla Koçak Oruç ile Anadolu’nun kültürel damarlarından beslenen şiirlerini, hece ölçüsünü, gurbet yıllarını ve tasavvufi arayışını konuştuk.
Mahmut Çiçekdağı: Leyla Hanım, Kahramanmaraş’ın Pınarhüyük köyünde başlayan yolculuğunuz Hatay, Çağlayancerit, Siirt, Almanya ve Mersin’e kadar uzanıyor. Bu zengin coğrafi çeşitlilik ve yetiştiğiniz kültür şiirinizin temellerini nasıl attı?
Leyla Koçak Oruç: Anadolu’nun güçlü sözlü kültür geleneğinin hâkim olduğu bir çevrede, sekiz kardeşten biri olarak yetiştim. Farklı coğrafyalar, farklı insanlar ve hayat biçimleriyle karşılaşmak dünyamda derin izler bıraktı. Ardından gelen 22 yıllık Almanya süreci ve Mersin’e yerleşmem... Tüm bu gurbet ve memleket yolculuğu hayat hikâyeme sadece coğrafi bir değişim olarak değil, güçlü bir duygu ve gözlem birikimi olarak yansıdı. Şiir benim için yalnızca edebî bir uğraş değil; hayatın, duyguların, inancın ve iç dünyamın kelimelere dönüşmüş hâlidir.
Mahmut Çiçekdağı: Edebiyat dünyasındaki kitap yolculuğunuz nasıl gelişti ve şiirlerinizin sınırları aşan bu yolculuğu size ne hissettiriyor?
Leyla Koçak Oruç: Kitap yolculuğum 2019 yılında yayımlanan “Bir Leyla” ile başladı, 2023 yılında ise ikinci kitabım “İki Hece” okuyucuyla buluştu. Şiirlerim Türkiye’de 12, Azerbaycan’da ise 20’den fazla antoloji kitabında; ayrıca çeşitli gazete, internet sitesi ve edebiyat gruplarında yer aldı. Aynı duygunun farklı coğrafyalarda karşılık bulması şiirin sınırları aşan gücünü gösteriyor. Kitaplarımı her zaman "insan düşüncesinin ve ruhunun dili" olarak tanımlıyorum.
Mahmut Çiçekdağı: Şiirlerinizin sadece okunmadığını, aynı zamanda seslendirildiğini ve bestelendiğini de biliyoruz. Musikinin şiirinizdeki yeri nedir?
Leyla Koçak Oruç: Şiir FM’de "ayın şairi" seçilmem ve TRT Çukurova Radyosu gibi mecralarda şiirlerimi paylaşmam duygularımı dinleyicilere ulaştırdı. Şiirlerimin yaklaşık 35 tanesi değerli bestekârlar tarafından bestelendi. Hece ölçüsünün getirdiği ritimle, sözün ezgiyle buluşup hafızalarda yer etmesi ve güftekâr olarak edebiyat ile musikinin kesiştiği noktada durmak benim için çok kıymetli.
Mahmut Çiçekdağı: Şiirlerinizde lirik ve epik unsurların yanı sıra çok güçlü bir tasavvufi damar da var. Şiir anlayışınızdaki manevi derinliği nasıl ifade edersiniz?
Leyla Koçak Oruç: Benim şiir anlayışımda şiirler, "Tanrı ile aramda hiçbir çemberin kalmadığı dizeler" olarak anlam kazanır. Anadolu ozanlarının ve halk şiiri geleneğinin izlerini taşıyan bu yaklaşımda; aşk, özlem ve ayrılık gibi duygular Yaradan'a duyan hayranlık, teslimiyet ve birlik düşüncesiyle buluşur. Duygularım kaleme adeta çağlar.
Mahmut Çiçekdağı: Bu tasavvufi söyleyişin en belirgin örneklerinden biri olan “Şiraz” şiirinizde geleneksel kavramlar öne çıkıyor. Bu şiirin doğuşundan ve içeriğinden bahseder misiniz?
Leyla Koçak Oruç: "Şiraz" şiirimde geleneksel tasavvuf terminolojisini ve varlık arayışını işledim:
"Kırklar kadehine nazar eyledim, Yüzüm turap ettim, kaldım sultanım. Bir zaman kelâmı hü-zar söyledim, Mürşidin meyine daldım sultanım."
Bu dizelerdeki "turap olmak" tevazu ve teslimiyeti, "mürşidin meyi" ise manevi yönelişi simgeler. Şiirin devamındaki "on sekiz bin âlem", "Hakk’ın kelâmı", "Cennet-i alâ" ve "Birlik cemi" gibi kavramlarla; aşkı, dert ile birlikte harmanlayıp insanın kendi benliğinden sıyrılarak hakikate ve o büyük bütünlüğe yönelme arzusunu dile getirdim.
Mahmut Çiçekdağı: Şiir yolculuğunuzda "kadın şair" kimliğinizi ve duruşunuzu nasıl konumluyorsunuz?
Leyla Koçak Oruç: Yaklaşık 25 yıldır şiir yazıyorum ve çalışmalarımı hece ölçüsüyle sürdürüyorum. Şiir yazarken mantığım hep şu oldu: "Kadın olma bilinciyle kendi kişiliğimi yok saymadan, zedelemeden yazmaya çalıştım." Kendi sesimi ararken ne kişiliğimden vazgeçtim ne de başkalarının kalıpları içerisine girmeyi tercih ettim.
Mahmut Çiçekdağı: Geleceğe dönük en büyük hedefiniz veya bir şair olarak bırakmak istediğiniz miras nedir?
Leyla Koçak Oruç: En büyük hayalim, çocukluğumdan beri hayranlık duyduğum Anadolu ozanları gibi Türk şiirinde kalıcı bir iz bırakabilmektir. Çünkü gerçek şiir, zamanın içinden geçerek başka insanların gönüllerinde yeniden doğar. Kendi sesimi kaybetmeden, hecenin ve geleneksel kültürümüzün izinde bu uzun yolculuğu sürdürmek istiyorum.
